alemlerin aslı hayaldir
Hayatımız, kendi elimizle yarattığımız engeller nedeniyle her zaman istediğimiz gibi akmaz. Kendi ellerimizle yarattığımız engellerden biri de öfkedir.
Öfke muazzam bir enerjidir ve insanı, gerçekte istediğini yaşamaktan alıkoyar. Çevrenize bir bakarsanız kendi yaşamını her geçen gün daha güzel bir hale getirmek yerine başkalarının kendisine yaptıklarından, söylediklerinden, hayal kırıklıklarından bahsederek vakit kaybeder.
Babam bana engel olmasaydı şöyle olmazdı, arkadaşım beni sırtımdan vurmasaydı böyle olmazdı gibi düşünceler, kişinin kendisine yarattığı kafesin tellerini oluşturur.
Peki insanın birilerine ya da kendisine öfke duyması yerine bu kişileri içinde affedip yoluna devam etmesinin kişisel gelişim ya da daha güzel bir yaşamla ne ilgisi var?
Öfkelendiğimiz insanları zihnimizde bir hapse atarız. Bu hapis; gardiyanı, yöneticisi, mimarı olduğumuz sanal bir binadır. Elektriğini, suyunu biz sağlarız, orada yatan kalkan insanların her türlü masrafını biz öderiz. Bu masraflar yaşamlarımızdan enerji ve hayat sevinci olarak eksilir.
Bu hapisaneyi kapatın ve içeridekileri serbest bırakın. Onları her gün beslemek yerine salın gitsinler. Bu, hayalinizdeki suçluları beslemek yerine asmak ve onlardan kurtulmaktır. Affedin! Affedin ve zihninizde yarattığınız bu hapisanenin masraflarından kurtulun. Buradan sağlayacağınız artı değerle kendi yaşamınızı güzelleştirin ve daha çok istediğiniz bir noktaya getirin.
Hepimiz kendi bilincimizle sınırlıyız demişti Camus. Tabi kendine engel koymaya alışık insanoğlu bu sözden sadece sınır kavramını anlar. Keşke Camus kendini biraz daha yorsaydı ve şöyle deseydi; Hepimiz kendi bilincimizle sınırlıyız, bilincimiz ise sınırsız.


10 Ağustos 2007 12:17
güzel yorum.
10 Ağustos 2007 12:20
Albert Camus‘yü gerçekten okuyan ve tanıyanlar, onun varoluşçuluk ya da nihilizm gibi herhangi bir düşünce akımına dahil olmadığını da iyi bilirler. Bilakis tüm kalıplara, sınırlara, dayatmalara karşıdır Camus.
“Hepimiz kendi bilincimizle sınırlıyız” derken, insanoğlu’nun “algıda seçicilikte gerzeklik” yapmayacağını ümidiyle bu sözü sarf ettiğine eminim
10 Ağustos 2007 15:01
Ah, bir de şunu eklemek isterim:
“Başkasını yargılamayın, siz de yargılanmazsınız. Suçlu çıkarmayın, siz de suçlu çıkarılmazsınız. Başkasını bağışlayın, siz de bağışlanırsınız. Sizde olanı verin, size verilecek. İyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşmış, dolu bir ölçekle kucağınıza boşaltılacak. Hangi ölçekle ölçerseniz, size de aynı ölçek uygulanacak.”
[Mat.7: 1-5]
10 Ağustos 2007 16:35
:)
13 Ağustos 2007 15:43
Bu konuyla ilgili reiki eğitiminde öğrendiğim bir imgelemeyi paylaşmak isterim. Öfkeli olduğunuz ve hiç affedemediğiniz biri veya birileri varsa hayatınızda, o kişileri hiç görmeseniz, seslerini hiç duymasanız bile, sizi birbirinize bağlayan bir negatif enerji bağı vardır. Ve ne zaman birbirinizin aklına gelseniz bu bağ aktive olur ve hemen istemdışı bir mutsuz/huzursuz olma haliyle karşılaşırsınız. Affedilemeyen kişi ve durumlar başımıza gelen tüm sıkıntı/hastalık ve tüm kötü tesadüflerin sebebi olabiliyor. Bundan kurtulmak için yapılabilecek birkaç egzersiz var. Bunlardan biri hayalinizde, o kişiyi karşınıza oturtmak ve sizi birbirinize bağlayan gri enerji kordonunu, hayali bir makasla, önce kendi göbeğinizden kesmek, o bağın yere düşüp mor bir alevde yandığını gözünüzde canlandırmak, daha sonra da o kişiye kendi göbeğinden kesmesi için vermek ve bağın kalan kısmının da aynı şekilde yandığını hayal etmek. Yeterince sık tekrarlarsanız bu pratik, karşıdaki kişiyi affedip daha huzurlu yaşamanıza yardım ettiği gibi, o kişinin gelip sizden özür dilemesine bile vesile olabiliyor. Bir de sabretmeyi öğrenmek için çok yararlı bir alıştırma, sabırsızsanız ve yararı olmayacağını bildiğiniz halde, sorun yaşadığınız insanla sürekli tartışma isteği içindeyseniz, kendi kendinize bu imgelemeyi tekrarlayarak, sabrınızı yükseltebilirsiniz. Deneyin, ne kadar işe yaradığını göreceksiniz!
14 Ağustos 2007 14:18
Merhaba
Yazının konusu adalet değil ama endirekt olarak bağlı bir konu.
İyi güzelde dostlarım bence bu dışardan yapılma bir yorum. Daha dün alkollu bir HAYVAN, 150 metre ara ile iki kadını ezdi. üstelik biriniyi ezdiğinde kaçmayıp hastaneye götürse belki kurtulacaktır. ama o durmadı ve hızlandı. gene kaldırımda ikinci kadını ezdi.
Trafik ceları malum herif 2-3 sonra dışarda. Şimdi söyleyin nasıl asmayalım ? Ben mecburmuyum vergilerimden bu hayvanı beslemeye . Bu nasıl adalet.
Annesi ve kendisine defalarca tecavüz edilen, Göğüs uçları ve vaginası kesilen, anneye 60 tan fazla kendisinde ise 99-100 tane bıçar yarası bulunan Serpil Hocanın katilleri altı yılda dışarı çıktılar. şimdi gelde bu hayvanları affet.
Aslında huyum değildir ama ağzıma geleni saymak istesemde kendimi tutuyorum bu noktada.
Bence suç anlamında beslememeli asmalı, ama senin dediğin gibi konularda bazen affedici olmak büyüklüktür. tabii karşındaki bilecek gibi duruyorsa.
Hırsızı affettin sana karşı bir suçtu büyüklük yaptın. ee bir gün sonra tabancay eve girip uyanan ev sahibini vurdu. sen in bunda hiçmi suçun yok ?
CAMUS bunada cevap vermişmi ?
14 Ağustos 2007 14:26
@ikutluay: ben burada kişisel seviyede bağışlamayı kastediyorum. yani insanların yaşamlarını zengin bir biçimde sürdürmelerine engel olan duygusal tutsaklıklar.
benimki manevi bir yazıydı. elbette diğer örneklere de uyarlanabilir ayrı ama olumlu bakışı çok beslemek lazım oralara varabilmek için.
önemli olan senin hayatın.
16 Ağustos 2007 11:25
@osman
yazının farkındayım ama bağışlanacak konu var bağışlanmayacak konu var. benimde kastettiğim buydu
4 Nisan 2008 19:23
Bu konu benim için de hassas bi konu..Bana göre affetmek tamamen bi seçimdir ve nefreti aşabilmenin tek yoludur…Nefret yaşamdan zevk almamızı engeller aynı zamanda insanların olumlu yanlarını görmemizi engeller ama şu da bi gerçekki hiç kimse salt iyi ya da kötü değildir……Sadece kötülükleri görmek insanı bir süre sonra depresyon,şüphe ve umutsuzluk denizinde boğar..Olayları geniş bakış açısıyla bakıp herkesin hata yapabileceği hesaba katmalıyız ve affederek de özgürleşmeliyiz !!!!