Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

Azarlama Sektörü

25 Mayıs 2007 Cuma 09:38, Osman Seyit Börütecene

Başlıkta bir yazım hatası yok. Tam yerine geldiniz. Bu benim pazarlama sektörüne verdiğim yeni isim. Bir Türk olarak aklıma en çok gelmesi gereken yerde geldi.

Yaklaşık onsekiz yaşımdan beri pazarlama sektörünün türlü alt dallarında çalıştım. Yani kabaca 13 yıldır (uğursuz sayı?) pazarlama sektörünün kah yakından kah uzaktan mensubuyum. Dolayısıyla pazarlama alanındaki sektörel yayınları da takip ederim.

Hem bu sektörel yayınlarda hem de sektördeki kurumların kendilerini müşterilere ve potansiyel müşterilere anlattıkları belgelerde yoğunlukla bir azarlama seziyorum. Azarlama sektöründe son yılların lideri pazar araştırmacılarından çıkıyor genelde. Kendilerine hak vermemek elde değil, pazar araştırması yapmadan reklam kampanyası düzenleyen şirketler milyonlarca dolar kaybediyor her yıl (kampanya başına).

Ama bugün değinmek istediğim yer bu değil tam olarak. Ben daha ziyade buradan yola çıkarak iş hayatındaki genel sinir ağlarını değerlendirmek istiyorum.

Servis sektörü son 30 yıldır dünya tarihinde her zamankinden daha büyük bir gelişme ve ilerleme kaydetti. Bilgisayarların devreye girmesi ve tüketici bilgilerine dair daha hızlı ve daha keskin hesapların yapılabilmesi birçok şirketi geçen yüzyılın başında olsalar rüyalarında bile göremeyecekleri kazançlara götürdü.

Ancak tüm bunlar yaşanırken şirket kültürü açısından kurumlar arasındaki uçurumlar da büyüdükçe büyüdü. Ağır sanayi için yarı mamül üreten çok çok büyük kurumların kültürel olarak geride kaldıklarına hep beraber şahit olduk. Tabi daha ziyade büyük holdingler kapsamında olmayan yarı mamül üreticilerinden bahsediyorum burada. Büyük holdingler ne kadar cahil olurlarsa olsunlar kaybedecekleri o kadar çok şey var ki reklam, tanıtım ve pazarlama sektörünün onları azarlamasına gerek dahi kalmadan paşa paşa, kuzu gibi yapmaları gereken birçok şeyi yapıyorlar; daha çok tüketici ve müşteri kazanmak adına olmasa bile eldekileri kaybetmemek adına.

Konuyu fazla dağıtmadan yine iş hayatındaki sinir ağlarına ve azarlama sektörünün nasıl oluştuğuna bakalım. Çok büyük sermaye sahibi, çok ciddi miktarda cirolara sahip olan ve bir o kadar da cahil olan şirketler pazarlama sektörünün birbirinden lezzetli meyvelerini yemek için reklam ajanslarına, halkla ilişkiler şirketlerine, interaktif ajanslara, pazarlama danışmanlığı, iletişim danışmanlığı servisi veren şirketlere başvuruyorlar. Bu başvurular sonrası bir dizi toplantı vuku buluyor. Bu toplantılar sırasında pazarlama sektörünün dili birçok cahil dev şirket için bir yabancı dilden daha yabancı olduğundan şirket yöneticilerinin ve sahiplerinin içine korku ve şüphe salıyor konuşulanlar.

Bir sonraki aşama, herşeye mümkün olduğu kadar temkinli yaklaşmak. Bu aşamada birçok şirket üzerine hep düşündüğüm bir Çin atasözünü hatırlatırcasına pazarlama faaliyetlerini askıya alıyor, bir sonraki çeyreğe erteliyor, bir dahaki yılın bütçesi içerisine koyuyor falan filan. Meşhur Çin atasözünü de yazalım: “En iyi savunma, o an orada olmamaktır”.

Daha sonra bu şirketlerden bazıları kendilerini eğitiyorlar ve gerçekten başarılı pazarlama kurumlarıyla işbirliği yaparak başarılı pazarlama faaliyetlerine imza atıyorlar. Bazıları ise “Biz sorduk yüz dolara yapıyorlar” felsefesini benimseyerek ne uzayan ne kısalan bir yapıda yaşamlarını sürdürüyorlar. Bu şirketler zaten kendileri gibi cahil bir iş ağı içerisinde yer aldıklarından kültürlerini farklılaştırma ihtiyaçları da yok. Alan memnun satan memnun. Büyüme istekleri ya da ihtiyaçları yok, küçülmüyorlar da genellikle, onların yaptığı işleri herkes yapmak istemiyor çünkü.

Bu sırada pazarlama sektöründe çalışan kurumlar da sinirleri gerilmiş bir biçimde entelektüel manifestolar, “nasıl yapılır” dökümanları gibi şeyler üretiyorlar. Toplantı emekleri boşa gitmiş, yaptıkları onca hazırlık, masraf, vs. bir anda yok olmuş. İşte tam bu anda yeni bir sektör doğuyor bu kurumların küllerinden: Azarlama Sektörü.

Azarlama sektörü, pazarlama sektörünün evde kalmış, öldükten sonra diğer tarafa gitmemiş hayalet hali aslında. Dikkat ederseniz azarlama sektöründe çalışan kurumlar daha ziyade laf üreten kurumlar oluyor. Yaratıcılık ve artı değer katma hevesi sönmüş, yerini didaktik ve dünyayı kurtaracak mesih tadında bir tavır almış.

Siz siz olun, elf iken orc’lara dönüşmeden evvel bu anlattıklarımı ikiden fazla kez düşünün.

Siz de fikrinizi belirtin

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar