alemlerin aslı hayaldir
Bir önce yazdığım yazı biraz ham fikirleri de içinde barındırdığından ikinci bir yazıyla daha bu konuyu desteklemek istedim.
Az düşünmek derken kastettiğim en önemli şey çok düşünmek yerine nitelikli düşünmek değil. Elbette bu ayrım da doğrudur ama ben daha ziyade insanoğlunun sıkıntıdan, huzursuzluktan kaynaklanan çok düşünme süreçlerini hatırlatmak amacıyla bunları yazıyorum.
Sıkıntı yaratıcılığı da berbaerinde getirir derler ya doğrudur. Cebinizde paranız yokken hepsi de para edebilecek 1500 fikir düşünebilirsiniz. Bunlardan birini ya da ikisini hayata geçirir de cebinize biraz para koyarsanız bu fikirlerin sayısı da 1500′lerden onlara onbeşlere düşecektir. Bunun adı da niteliksiz düşünceden nitelikli düşünceye geçiş değil. Böyle durumlarda sıkıntının getirdiği yaratıcılığın yanı sıra içinde bulunulan kaygı dolu durum nedeniyle de tek bir konuya odaklanamamak fazla etraflıca düşünmeye çalışmak, tedbirli olmaya çabalarken aklını oynatarak paranoyak hale gelmek de mümkündür.
Bizler insanoğlu olarak sıkıntılı zamanlarımızda bir yandan bize sıkıntı veren konuyu ya da konuları düşünürken bir yandan da tamamen sıkıntının boyutlarıyla orantılı biçimde sıkıntımızla alakası olmayan şeyleri de düşünmeye başlarız.
İnsanoğlunun sorunları boyu aştığı zaman gerçekle bağlantısının da kesilme tehlikesi çıkar ortaya. Örneğin 17 Ağustos depreminin tanrının bir uyarısı olarak gösterilmesi salt bağnazlıktan yobazlıktan kaynaklanan bir davranış değildir. Hakim dinimiz İslam olmasaydı başka inançlara mensup olsaydık bunlarla alakalı gerçek dışı söylemler söz konusu olacaktı. Oldu da zaten; bağnaz, yobaz olmayan kesimlerden de bu depremi Amerikalılar yaptı gibi görüşler çıktı ortaya. İstanbul’un fethi sırasında da halk kendilerini Meryem Ana’nın kurtaracağına inanırmış. Osmanlılar şehirden içeri girdiklerinde bile hala bir meleğin ortaya çıkıp halkı savunacağına ve askerleri geri püskürteceğine dair beklenti içinde olanlar varmış.
Yani bu durum zaman, dil, din, ırk, millet, boy, kilo tanımayan; bütün bir insanlık için geçerli olan bir durum.
İster aşk olsun ister sağlık, istisnasız her konuda insanların gerçekle bağlarını kopararak rahatlamaya duydukları ihtiyaç kolaylıkla tamamen hayalden oluşan bir dünyaya itebilir kişiyi.
Az düşünmek derken tarif etmek istediğim şey de bu. Sıkıntı içindeki bir insanla daha az sıkıntı içinde olan bir insan arasında bir türk kahvesi yaparken bile davranış farkları belirgindir. Sıkıntılı kişi zihnindeki düşüncelerin bolluğu nedeniyle kahveye odaklanamaz. Kahveyi fazla koyar ya da suyu ölçemez veya fazla pişirir taşırır, hatta bazen de oturduğu yerden kalkıp mutfağa gidene kadar ne yapacağını unutur.
Bir şeyin altını çizmek istiyorum her zamanki gibi, burada yazdıklarım sıkıntılı insanları aynı zamanda sorunlu olarak ilan etmek adına yazılmış şeyler değildir. Tıpkı yaşam koçluğu yaparken görüştüğüm insanları yargılamadan dinlediğim gibi burada da bahsettiğim insanların hallerini yargılamadan yazıyorum. Yani çok düşünen az düşünenden daha kötüdür, hastadır falan gibi fikirler içinde değilim ve siz de böyle yaklaşmayın lütfen. Bunlar dönem dönem hepimizin yaşadığı, yaşıyor olduğu ve yaşayacağı şeylerdir.
Az düşünmek bir anlamda da detaylarda kaybolmadan bir olayın ana hatlarını görebilmektir.
Bugünlük de burada kesiyorum bu konuyu. Anlatmak kolay değil çünkü hayatta bazı kavramları konuşma diline, yazı diline çevirmek zor. Bazı şeyleri anlıyorsun ama anlatabilmek zor, başka bir şey. Elbette bu konuda da anlatabilmenin peşini bırakacak değilim.


5 December 2007 21:36
Genel olarak anlatmaya çalıştığınızı anladığımı düşünüyorum. Ancak insanlardaki bazı noktaları keşfetmek için “çok veya az düşünme” kriterinin kullanılmasının yetersiz kalacağını düşünüyorum. Düşünmeyi nicel bir şekilde değerlendirecek isek “çok” veya “az”dan ziyade “yeter ve gerek” kelime grubu ile ele alınmalıdır. “Yeter” üst sınırı ifade ederken “gerek” alt sınırdır. Anlatmaya çalıştığınızı anlayabildiğim kadarı ile bu kelimelerle şu şekilde özetleyebilirim:
“Bir konu üzerinde gereği ve yeteri kadar düşünememek insanı yanılgıya sürükleyebilir.”
Sanki bu özet ile verdiğiniz örneklerde söylediğiniz sonuçlara ulaşabiliyoruz gibi?
Not: Bu özeti yazdıktan sonra farkettim ki kendi içimde nitelikli düşünmeyi yeteri ve gereği kadar düşünmek, niteliksizliği de zıttı olarak yeteri ve gereği kadar düşünememek ile bağdaştırmışım. Not olarak düşme ihtiyacı hissettim.