alemlerin aslı hayaldir
Hayatta birçok yanlış karar, yanlış dünya görüşü, kişinin kendi çıkarlarına aşırı aykırı davranışı vs. gibi şeyler haddinden fazla düşünmekten ileri geliyor. Bu yaşıma kadar gözlediğim en önemli şeylerden biri bu.
Çok bilen çok yanılır lafının yanına bir de çok düşünen çok yanılır diye bir söz eklemek lazım belki de. Tabii ki hayatta birçok konuda karar vermek ince ince düşünmeyi gerektirir bunu reddedecek değilim ama sıkıntılı düşünceler, bir türlü karar verememek ya da birkaç ince ama küçük düşünceden yola çıkarak büyük kararlar vermek bahsettiğim zararlara örnek olarak verilebilir.
Hayatın her alanında ve her gün karşımıza çıkan, hepimizin içinde olan bir yanılsamayı anlatıyorum bunları söylerken. Çok düşünüyoruz. Olmadık konularda çok düşünüyoruz. Sonra da bu düşüncelerimizle kendimizi sıkıntılara sürüklüyoruz.
Bu mantık üzerinden hareket eden ve çok da başarılı olan bir terapi yöntemi var: Bilişsel terapi (cognitive therapy). Bu yöntem insan evladının yanlış akıl yürütme biçimlerini ele alarak bunları kişiye yakalattırıp zamanla daha aklı selim bir düşünce zincirini oturtmak üzerine kurulu ve bir hayli de işe yarıyor.
Böyle bir konuyu birden fazla yazıya dağıtarak ve bazı hususları ısrarla tekrar tekrar yazarak anlatmak lazım. Elbette bu, bizim konuya bir yerden başlamamızı gerektiriyor.
Bilişsel terapide en önemli ve en sık rastlanan yanlış düşünce biçimlerinden biri “ya hep ya hiç” düşüncesi. Buna göre kişi ya milyon dolarlara sahip olacağını ya da fakir, beş parasız kalacağını düşünebiliyor. Bu hata kavramına tartışma tekniklerinde de rastlıyoruz. Yanlış ikilem olarak Türkçeleştirebileceğimiz ‘false dichotomy’ ya da ‘false dilemma’, tam da bu hatalı düşünce biçimini yansıtıyor. Bir başka deyişle buna “olmayan çelişki” de diyebiliriz.
Bu olmayan çelişkiye popüler bir örnek vereyim, yüz yılı aşkın bir süredir yaratılışa inananlarla evrime inananlar birbirleriyle tartışır ve her iki taraf da sadece iki ihtimal varmışcasına konuşurlar. Oysa evrim teorisinin doğru olması bir yaratıcının var olmadığı anlamına gelmez veya bir yaratıcının varlığı evrim teorisinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Bu açık gerçeğe rağmen bu konuyu tartışanlar sadece iki ihtimal varmışcasına tartışırlar: 1) Evrim teorisi doğrudur dolayısıyla bir yaratıcı yoktur. 2) Evrim teorisi yanlıştır demek ki bir yaratıcı vardır.
Bu her iki olasılık da bizleri mutlak bir doğruya götürmez. Sadece az önce anlattığım “ya hep ya hiç” tarzı düşünceye güzel bir örnek oluştururlar.
Bir başka yanlış düşünce biçimi ise her şeyi bildiğini sanmaktır. Bu duruma örnek olarak ülkemizin son aylarda içinde bulunduğu sıcak gündemi gösterebiliriz. Kuzey Irak operasyonunun yapılmasının gerekip gerekmediği, böyle bir operasyon yapılırsa “başımıza neler geleceği” gibi konularda insanlar özellikle basında “biz bunu yapamayız, imkanımız yok, çılgınlık olur, a.b.d. bizi döver” gibi her şeyi bilebildiklerini sanan (tsk’nın askeri gücü, a.b.d.’nin askeri gücü, kürtlerin askeri gücü, türkiye’nin ekonomik koşullarının tamamı vs.) bir tavırla yazılar yazdılar. Benzer bir biçimde önceki gün yaşadığımız uçak kazası faciası hakkında da gerçekte bilgiye dayanmayan ama çok şeyi bilebiliyormuşcasına konuşan insan sürülerine rastladık.
Bu noktaya geldikten sonra tüm bunların az düşünmekle çok düşünmekle ne alakası var diye sorabilirsiniz tabii. Çünkü verdiğim örnekler az ya da çok düşünmekten ziyade doğru ya da yanlış biçimde akıl yürüterek düşünmekle alakalı. Ancak az ya da çok düşünmek arasındaki motivasyon farkı, yani az düşünmenin ya da çok düşünmenin nedenleri arasında anksiyete, yani huzursuzluk seviyesi gibi bir unsur var. Bu anksiyete de yanlış akıl yürütme biçimlerinden kaynaklanıyor. Yani depresyon durumunda çoğu kez depresyonda olduğunuz için yanlış düşünüyor olmazsınız. Daha ziyade yanlış düşüncelerden ötürü depresyona merhaba dersiniz.
Bu anlattıklarımı halka malolmuş haliyle “birine kırk kere deli dersen deli olur” biçiminde özetlemek mümkün. Ancak tek fark, burada kişi kendi kendine sen delisin diyor genellikle.
Yani; herhangi bir olay ya da hedef karşısında “ben yapamam, beceremem, imkanlarım zayıf, filancanın bunu becermiş olması benim de becereceğim anlamına gelmez” gibi düşüncelerin ardından geliyor o anksiyete ve sıkıntı. O sıkıntı arttıkça da kişinin yanlış zihin yollarında düşünmeye devam etme süreci uzuyor. İşte o çok düşünmek dediğim şey de bu çok düşünmek.
Bu konuya en kısa zamanda yeniden değinmeye çalışacağım.


2 December 2007 15:43
[…] Hayatta çok düşünmek ne kadar yanlışsa aşırı ani kararlar vermek de bir o kadar yanlıştır diye düşünüyorum. Yalnız bu arada belli süreçlerden geçerek verilmiş olan ama dışarıdan bakınca ani imiş gibi görünen kararları kastetmiyorum bu ayrı bir şey. […]
2 December 2007 18:06
konuyla ne kadar alakası var tam emin değilim ama, yazın bana geçen gün okuduğum şu an 80 yaşında olan sevgili metin and’ın bir sözünü getirdi aklıma, bu sözdeki “güzellik” kelimesini “düşünmek” kafa yormak olarak algılarsak yerine oturuyor galiba anlam
“”Ne bir şey okuyor, ne bir şey dinliyorum. Bütün güzellikleri kendime yasakladım. Az zamanım kaldı. Yazmak istediklerimi bitirmek istiyorum. Güzellik insanı kendisinden çalıyor. Çünkü bitmiyor. Şimdi esir gibi çalılşıyorum. Sadece gecenin sonunda bir aksiyon filmi izliyorum. Bitince, bitiyor. Oysa estetik bittikten sonra başlar.”
3 December 2007 19:21
“Bu noktaya geldikten sonra tüm bunların az düşünmekle çok düşünmekle ne alakası var diye sorabilirsiniz tabii.”
Gerçekten o noktaya gelene kadar azlık veya çokluğun bahsettiğiniz konuyla alakası olmadığını düşündüm. Ancak o paragraftan sonrasında hala tam olarak anlatmak istediğinizi yansıtamadığını düşünmeye devam etmekteyim. Anlatmaya çalıştığınız “nitelikli - niteliksiz düşünmek” başlığı altında ele alındığı takdirde sanıyorum daha doğru olacaktır. Yanılıyor muyum?
4 December 2007 04:32
“Yani; herhangi bir olay ya da hedef karşısında “ben yapamam, beceremem, imkanlarım zayıf, filancanın bunu becermiş olması benim de becereceğim anlamına gelmez” gibi düşüncelerin ardından geliyor o anksiyete ve sıkıntı. O sıkıntı arttıkça da kişinin yanlış zihin yollarında düşünmeye devam etme süreci uzuyor. İşte o çok düşünmek dediğim şey de bu çok düşünmek.”
Bu durumu Mümin Sekman “Herşey seninle başlar” kitabında “öğrenilmiş çaresizlik” olarak tanımlıyor. “Öğrenilmiş çaresizlik” dedik bu durumu yine adı geçen kitaptan örnek vererek tanımlayayım:
“Aç bir köpekbalığı cam bir akvaryuma konuyor. Akvaryumun her tarafını dolaşabilmektedir. Aç olduğundan yiyecek bir şeyler aramaktadır.
Daha sonra akvaryumun arasında cam olan yan bölmesine ufak bir balık daha konur. Köpekbalığı hemen saldırır ama aradaki cam yüzünden bir türlü hedefine ulaşamaz. Gün boyu sık sık dener ama her saldırışında kafası cama vurup acımakta ve geri çekilmektedir.
Bir süre sonra aradaki cam bölme kaldırılır. Ama aç olan köpekbalığı hiçbirşey yapmaz. Daha sonra küçük balığı kovalayıp köpekbalığının bölgesine geçirirler ama köpekbalığı açlıktan ölecek gibi olmasına rağmen yine hiçbir şey yapmaz.”
Burada köpekbalığı kafasına “ne yaparsam yapayım ben bu balığı yiyemem arkadaş” düşüncesine koymuştur bir kere! İşte öğrenilmiş çaresizlik tam da budur! Üstelik daha sonra eline fırsat geçmesine rağmen kafasındaki düşünceler engel olur balığı yemesine. Çünkü “ya yerim ya da yiyemem” ikilemine indirgemiştir olayı. Yani ya hep ya hiç.
Bence başarısızlığa neden olan az düşünmek/çok düşünmek değil tekdüze düşünmektir.
4 December 2007 04:38
Yazdıklarımı bir daha okudum ve son cümlede “Bence başarısızlığa neden olan az düşünmek/çok düşünmek değil tekdüze düşünmektir.” demişim ama aslında:
“Bence sıkıntıya neden olan az düşünmek/çok düşünmek değil tekdüze düşünmektir.”
şeklinde olması gerek. Mazur görünüz
4 December 2007 12:49
@demensmagnet: eleştirinize somut, elle tutulur bir yanıt veremeyeceğim sadece anlatmak istediğim şeyin nitelikli / niteliksiz düşünce ile birebir ilgili olmadığını belirtmekle yetineceğim. net bir yanıt verememe nedenim de bu konuyu zihnimde nasıl anlatırım diye tamamlamadan yazıya dökmüş olmam. yani katılıyorum eleştirinize; burada biraz muallakta kalan düşünce parçalarının da yazıya dökülmüş hali var.
ancak bu yazıyı ben zaten sürdürmeyi planlıyorum; ikincisini, üçüncüsünü yazacağım. sanırım o zaman aklınızda yarattığım soru işaretlerine de daha açık, anlaşılır, net biçimde cevaplarla karşılık verebilirim.
4 December 2007 12:51
@uğur fidan: evet bu açıdan da yaklaşılabilir bu anlattıklarıma. ama ben daha fazlasını talep ediyorum bu konuda hayattan, benim derdim hem insanlık adına hem de mesleki olarak bahsettiğiniz aç köpekbalığını deney öncesi doğada var olan doğal yaşamına döndürmek, en azından bunu hatırlatmak, stresten kurtarmak.
5 December 2007 21:05
[…] Bir önce yazdığım yazı biraz ham fikirleri de içinde barındırdığından ikinci bir yazıyla daha bu konuyu desteklemek istedim. […]
26 April 2008 01:04
[…] Az düşünebilmek Osman S Börütecene Oysa evrim teorisinin doğru olması bir yaratıcının var olmadığı anlamına gelmez . barındırdığından ikinci bir yazıyla daha bu konuyu desteklemek istedim. […]