Hermetik prensipler ve güncel yaşam

Sevgili Sinan Canan’la yaptığımız Youtube sohbetini ekte izleyebilirsiniz. Hermetik prensipler ve bunlar arasında özellikle polarizasyon ve kutsal metinleri okuma biçimleri üzerine sohbet ettik. İyi seyirler dilerim.

Dinlerde ve mistik metinlerde metafor kavramı

Din ya da din felsefesi üzerine metaforla yazılmış metinlerin (tevrat gibi, incil gibi, mesnevi gibi,…) insanlara saçma gelmesinin veya masalmış gibi gelmesinin nedeni özet olarak şudur:

Bu metinler, yaşadığımız fizik dünyayla alakası olmayan konuları, yaşadığımız fizik dünyaya ait kavramlarla anlatmaya çalışmışlardır. Bu nedenle bu gizli anlatım insanlara saçma ya da komik gelir.Örneğin; Musa’nın Yahudi halkını firavundan kaçırarak Kızıldeniz’den geçirmesi; Musa’yla, Yahudilerle, firavunla ya da Kızıldeniz’le ilgili değildir. Anlatılan şeyin bunlarla en ufak bir ilgisi yoktur.

Bu konudaki yorumlardan birine göre bu olayla anlatılan şey; insanın egosunu kontrol altına almaya çalışırken karşılaşacağı sorunlar ve yardımlarla ilgilidir. 

Sosyal medya kuma yazmaktır

Sosyal medyada yazdıklarınız kuma yazılmış şeylerdir. Kayıt altına alınması bakımından ben bunu demiştim anlamında ispat olarak gösterebilirsiniz ama üzerinden zaman geçtikçe ben bunu zaten yazmıştım dememek lazım. Niye? Başta dediğim gibi, kuma yazıldığı için. 

Bir fikrin, bir argümanın, bir bilginin önemine inanıyorsanız sosyal medyada bunu tekrar tekrar yazacaksınız. Çoğunluk görmeyecek, görenler de unutacak. Bu yüzden tekrar yazacaksınız. Ancak bu şekilde bir artı değer yaratmak mümkün.

Semmelweis sendromu

Akademik dünyada Semmelweis sendromu diye bilinen bir şey vardır. Bilimsel gerçeği görmezden gelmekle alakalıdır. Olay 1847 yılında İngiltere’de geçiyor. Dr. Ignaz Semmelweis, mikropların hastalığa yol açtığını iddia ediyor. O sırada bunu söylemek akıl hastalıklarına cinler yol açıyor demek gibi bir şey bilim dünyası açısından. Adama demediklerini bırakmıyorlar. Sen bu hurafelere nasıl inanırsın sen ne biçim bilim adamısın diye tepki gösteriyorlar.

Bu tepkilere “doktorlar centilmendir elleri nasıl kirli olabilir” de dahil. Çünkü Dr. Semmelweis diyor ki “Büyük bir hata yapıyoruz, hastaları muayene etmeden önce ve muayene ettikten sonra mutlaka ellerimizi yıkamalıyız. Hastalara mikrop bulaştırıyoruz ve mikroplar da başka hastalıklara yol açıyor. Özellikle doğumlardan önce mutlaka ellerimizi yıkamamız lazım”.

Semmelweis’ın anlattığı somut bir olay ama bunu anlamak için önce zihinde canlandırabilmek gerekiyor. Bu da soyut akıl kabiliyetiyle alakalı.

Gizli örgütler ve boş senaryolar

Dünya gizli örgütler tarafından değil, ordusu ve hazinesi güçlü devletler tarafından yönetilmektedir. Devlet cihan kavgasıdır. Ordusu ve hazinesi güçlü olan devletler dünyayı yönetmeye çalışırken bir takım gizli işler çevirebilirler. Bu durum dünyayı gizli ellerin yönettiği anlamına gelmez.

Çok büyük sermayeye sahip olan çok büyük şirketlerin de dünyanın yönetiminde etkili olduğu doğrudur ancak bu da gizli saklı bir konu değildir.

Eğer kafayı gizli örgütlere takar da bunlarla ilgili boş senaryolara sardırırsanız, paranın dünyayı nasıl yönettiğini kaçırırsınız.

Hepsi gözünüzün önünde olup bitiyor.

Freud çürütüldü geyiği :)

Evrim teorisine benzer biçimde, günümüz dünyasında “çürütüldüğü” zannedilen bir başka fikirler dizisi de Freud’un bize anlattıklarıdır. 

Freud’un bize anlattığı anne baba çocuk üçgeni, oedipus kompleksi ve benzeri konular zaman içerisinde başka bilim insanları, psikologlar felsefeciler ve düşünürler tarafından geliştirilmiştir. Bugün de bu fikirler ve teoriler hala işlevini sürdürmekte, ruh sağlığı çalışmalarında kullanılmaktadır. “Freud da zaten çürütüldü” gibi ifadeler bir miktar cahillikten, çok miktar da siyasi manipülasyon amacından kaynaklanmaktadır. 

Türkiye için geçerli olan bu yazdıklarım, bir tür büyük Türkiye olan ABD için de geçerlidir.

Batılılaşma

Bugün bizim adına batılılaşma dediğimiz şey, Avrupa’nın yüzyıllardır kendi toplumlarını daha ileriye taşıma çabalarının bizdeki adıdır. Batılılaşma lafı bir yanıltmacadır. 

Türkiye’de son 200 yılın gündemini oluşturan çabalardan biri olan “batılılaşma”, batı diye tabir edilen Avrupa toplumlarının kendilerine yapmak istedikleri şeydir. 

Yaklaşık 1700 yıldır Avrupa’nın merkezi olarak işlev görmüş olan İstanbul’un ve onun etrafında oluşmuş bir Türkiye’nin bu yolda olması doğal bir sonuçtur. 

Geriye doğru ortalama 150 yıllık bir süreç incelendiği zaman bu hedeften sapılmadığı görüleceği gibi, gelecekte de sapılmayacağı söylenebilir.

Batıl inanç üzerine kısa bir not

Batıl inanç, insanı mıknatıs gibi çeker, yakalanması çok kolaydır. Örneğin bir hastane ziyareti sırasında bir hastaya iğne yapıldığını gören biri eve dönünce hastalara iğne batırma şeklinde bir tedavi yöntemi olduğunu zannederek başı ağrıdığında kendine dikiş iğnesi batırabilir.

Teknik açıdan bakarsak, hastaya iğne yapıldığı sırada ne olup bittiğini anlamayan bu insan için enjeksiyon nesnesi bir kutsallık kazanmıştır. Üstelik de bu görüş bir gözlem sonucu elde edilmiştir. Hayatta bir sürü boş şeye de böyle inanılıyor.

Hastaya iğne yapıldığını gören kişi nasıl ki onu herhangi bir iğne zannedebilirse, kristal küreye bakıp geleceği söyleyen birini görünce de aynı muameleyi yapar. 

O kişi; doktor, iğne, ilaç, ilacın bedene enjekte edilmesi ilişkisini nasıl kuramadıysa aynı şekilde kristal küreyi de gelecekten haber veren bir cihaz zanneder.

Eski Mısır rahiplerine uzaktan bakan halk da onların bir heykel önünde yaptıkları faaliyeti tapınma zannetmişti. Batıl inançların çoğu böyle gelişir.

2017’ye yaklaşırken yepyeni çalışma programları

Öncelikle, geçtiğimiz haftadan itibaren instagram’da gördüğünüz “aşk astrolojisi” ve “iş astrolojisi” tanıtımlarına gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim.

Konudan haberdar olmayan arkadaşlarım doğal olarak bu yeni çalışmaya neden ihtiyaç duyulduğunu sordular. Ben de şimdi bunu izah etmeye çalışacağım.

2007 yılından beri kurumsal eğitim ve bireysel danışmanlık sektöründeyim. On yıldır daima zamana en uygun, en güncel eğitimleri ve danışmanlık hizmetlerini sundum. Bunları güncel ve verimli tutmak için de gereken yenilikleri yapmaktan hiçbir zaman çekinmedim.

2016 yılında geldiğimiz noktada tekrar bir yenilik yapma gereği duydum. Zaten bütün bir yıl boyunca gerek kurumsal gerekse bireysel müşterilerimden bu yönde talepler geldi. Elbette bunları görmezden gelemezdim.

Yıllardır dar bir çevrede yaptığım çalışmalardan bazılarını kamuya açmam gerektiği yönündeki genel isteğin artması sonucu, 2017’ye girerken bu değişikliği hayata geçirmek kaçınılmaz hale geldi. Bu nedenle bu özelleştirilmiş astroloji paketlerini hazırladım. Geçen hafta da uygulaması başladı. Bu çalışmalar aslen 2009’dan beri kapalı kapılar ardında sürmekteydi. Yedi yıldır Türkiye’nin önde gelen isimlerine profesyonel astroloji hizmeti veriyordum. Ancak gerek konunun gerektirdiği gizlilik gerekse çalıştığım isimler nedeniyle bu konuda kamuya açık hiçbir yayın yapmadım.

Gelişen Türkiye’nin değişen ihtiyaçlarını ben de herkes gibi görmek ve topluma götürdüğüm hizmeti buna bağlı olarak yenilemek zorundayım. Her kurum ve her şahıs bunu yapmaya mecburdur. Dolayısıyla talepleri dinledim ve gereken kararı verdim.

Son yıllarda devam eden “kurumsal sosyal medya eğitimi”, “yaşamda kaygıyı azaltmak” ve benzeri eğitimlerle beraber bireysel koçluk çalışmalarım da sürüyor. Elbette bunlara 2017’de yenileri de eklenecek. Hatta “anlatsal sanatlar” adlı internet tasarım ve içerik hizmetleri yapılanması da çalışmasını sürdürüyor (her ne kadar sosyal medyaya yansıtmıyor olsam da). Ancak ülkemizde yaşanan gelişmeler, özellikle de son bir buçuk yılın ortaya çıkardığı yeni tablo, gelişen Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun hizmet değişiklikleri gerektiriyordu. Bu değişiklikleri yapmak da yaşadığı ülkeyi seven herkesin boynunun borcudur.

Herkese şimdiden mutlu ve sağlıklı bir 2017 dilerim.

Bilimsel yöntem kullanılırken yapılan hatalar

Bugün kullandığımız teknolojiyi bilimsel yönteme borçluyuz, bu yüzden de bilimsel yöntemi küçümsemek doğru bir iş değil. Ancak bilimsel yöntem kullanılırken yapılan hatalar yüzünden çok sayıda yanlış anlaşılma sorunu yaşıyoruz. Bazı bilgilere de bu yüzden ulaşamıyoruz.

Örneğin bilimsel araştırmalarda üçüncü değişken kavramı yeteri kadar anlatılıp öğretilmezse ortaya yararsız çalışmalar çıkıyor.

Nedir üçüncü değişken, buna bakalım. Diyelim ki yolda gitmekte olan bir bisikletin nasıl durabildiğine dair bilimsel araştırma yapıyoruz. Bu araştırma sonucu bulacağımız ilk şey “freni olan bisikletler durur, freni olmayan bisikletler durmaz” bilgisi olacaktır. Araştırmamızı biraz daha ilerletirsek, karşımıza “freni olan her bisiklet durmaz” bilgisi çıkar. Eğer biz araştırmamızı bu noktada sonlandırırsak, “bisikletin durması frenle alakalı değildir” sonucuna varırız. Oysa burda freni harekete geçiren faktörleri araştırarak ihtiyacımız olan üçüncü değişkeni bulabiliriz. Örneğin, bisikleti durdurmak amacıyla kullanılan freni bisikleti süren kişinin kullanması gerektiği bilgisi. O zaman anlarız ki, bisikleti durduran şey frendir ama o freni birinin harekete geçirmesi gerekiyor. Bazı bisikletler freni harekete geçirecek kişi bunu yapamadığı için duramıyor. Sonra da doğru olan freni kullanacak kişinin bunu niye yapamadığını araştırmaktır.

İşte bilimsel yöntemi kullanması gereken bilim insanlarının sıklıkla hataya düştüğü yer burasıdır. Çoğu bilim insanı gerek eksik eğitimleri gerekse sabırsızlıkları yüzünden bilimsel yöntemi uygulamayı erken safhalarda durdurlar.

Örneğin, yetiştirdiği bitkilerle konuşarak onların daha sağlıklı büyümelerini sağladığını iddia eden biri olsun. Botanik bilimiyle uğraşan bir bilim insanı da bu konuyu araştırıp anlamaya çalışsın. Eğer bu kişi bu olayı öğrendiğinde “böyle şey olmaz” derse bilimsel yöntem kullanılmamış olur. Eğer bu kişi bu olayı denemek için kendisi bitkilerle konuşmaya çalışıp sonuç alamazsa, bilimsel yöntemi yine erken safhada elden bırakmış olacaktır. Bu durum, yukarıda bisiklet örneğinde bahsettiğim “bisikletlerin durması frene bağlı değildir” sonucunu çıkarmaya benzer. Sonunda ne olur? Bu olay bilimsel değildir diyerek kestirip atılır, bizler de bundan faydalanamayız.

Sorun bilimsel yöntemde değil, bunu kullanmayı beceremeyenlerde. Bilimsel alanda bu ve buna benzer çok hata yapılmaktadır. Çözümü ise bilim insanı eğitimindeki hassasiyeti artırmakta.