Akıl var mantık var… mı acaba?

1980’lerde Hindistan’da ishal nedenli çocuk ölümleri çok artmıştı. Durum incelendiğinde şöyle bir gerçek çıktı ortaya: Çocuğun ishalinin kesilmesi için çocuğa su vermeyi kesiyorlarmış. Dolayısıyla çocuk da susuzluktan ölüyor.

İşte bazen aklın yolu dediğimiz şey bu. Gözlem var, akıl var, mantık var. Ama bu akıl yanlış karar verebiliyor.

Bizler de hayatın içinde bize çok zekice görünen birçok çözümümüzü bu örneği hatırlayarak gözden geçirmeliyiz.

Ölüden değil diriden korkacaksın

Yapay zeka tartışmaları aldı başını gidiyor. Bu tartışmalar temel bir korku etrafında şekilleniyor (bilimsel alanda bu tür bir korku yok, bilmeyende var). Bu korku yapay zekanın insanın sonunu getirecek olma ihtimali. Buna Terminatör korkusu da diyebiliriz çünkü insanların bu korku sırasında zihninde şekillenen imgeler çoğunlukla o filmden geliyor.

Bu korkulara ben de katılıyorum çünkü insanlık olarak teknolojiyi kullanma sicilimiz bozuk. Birbirimizi öldürmek için teknoloji geliştiren canlılarız ve bunun ne kadar büyük bir sorun olduğunu henüz anlayabilmiş değiliz. Yıkıcı teknolojilere harcadığımız para yapıcı teknolojilere harcadığımız paradan fazla.

Ancak bilmemekten kaynaklanan korkular kısmına biraz değinmek isterim. Yapay zeka konuşulurken kullanılan terminoloji bir hayli yanlış. Korkuların bir kısmı da burdan kaynaklanıyor. Öğrenen zeka ifadesi pek de doğru değil çünkü öğrenmek anlamak demektir. İçinde bulunduğumuz 2018 yılında anlamak hala sadece canlılara mahsus bir özellik. Yapay zeka diye adlandırılan şeyler ise canlı değiller. Burada canlılığın tanımıyla ilgili bir tartışmaya girmeyeceğim. Ben daha ziyade anlamak fiili üzerinde durmak istiyorum.

İnsan üretimi hiçbir cihaz, insanın henüz çözemediği özellikleri içeremez. İnsanın kendini ben olarak hissediyor olması bilimsel alanda henüz açıklanmış değildir. Bu nedenle, bizim ürettiğimiz, bizim programladığımız bir cihazın kendini ben olarak hissetmesi mümkün değildir. Bu yüzden de, benlik hissinin beraberinde getirdiği ve ancak benlik hissi sonucu mümkün olabilecek hırs, öfke, mutluluk, üzüntü, korku gibi duygular bu cihazlarda mümkün değildir. Bu cihazlar bunları görsel olarak taklit edebilirler ancak bu onların bir şey hissettikleri anlamına gelmez. Beş duyuya benzer alıcılara sahip olabilirler ve tekme attığınızda bağırabilirler ancak bu acı hissettikleri anlamına gelmez.

Bilim ve teknoloji alanında bugün geldiğimiz noktada, insanın maddeye karşılık gelmeyen yönünü bilimle açıklayabilmiş değiliz. Bedenimizdeki kimyasallarla olan ilişkimiz, bunların sorumlu olduğu duygu durumlarını hisseden insanın benlik hissine dair bir açıklama değildir. Mekanizmanın açıklanması benlik hissini açıklamaz.

Bu nedenle, gelecekte bir gün bir robot seri katil olursa bunun nedeni psikolojisi olmayacak. Bunun nedeni onu programlayan insanlığın bozukluğu ve hatası olacak. Bu nokta çok önemli çünkü bu kısım anlaşılmadığı için tartışmalar yanlış yönde sürüyor.

Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada korkulması gereken hala yapay zeka değil, insan. Yapay zekadan korkma, insandan kork!

Hermetik prensipler ve güncel yaşam

Sevgili Sinan Canan’la yaptığımız Youtube sohbetini ekte izleyebilirsiniz. Hermetik prensipler ve bunlar arasında özellikle polarizasyon ve kutsal metinleri okuma biçimleri üzerine sohbet ettik. İyi seyirler dilerim.

Dinlerde ve mistik metinlerde metafor kavramı

Din ya da din felsefesi üzerine metaforla yazılmış metinlerin (tevrat gibi, incil gibi, mesnevi gibi,…) insanlara saçma gelmesinin veya masalmış gibi gelmesinin nedeni özet olarak şudur:

Bu metinler, yaşadığımız fizik dünyayla alakası olmayan konuları, yaşadığımız fizik dünyaya ait kavramlarla anlatmaya çalışmışlardır. Bu nedenle bu gizli anlatım insanlara saçma ya da komik gelir.Örneğin; Musa’nın Yahudi halkını firavundan kaçırarak Kızıldeniz’den geçirmesi; Musa’yla, Yahudilerle, firavunla ya da Kızıldeniz’le ilgili değildir. Anlatılan şeyin bunlarla en ufak bir ilgisi yoktur.

Bu konudaki yorumlardan birine göre bu olayla anlatılan şey; insanın egosunu kontrol altına almaya çalışırken karşılaşacağı sorunlar ve yardımlarla ilgilidir. 

Sosyal medya kuma yazmaktır

Sosyal medyada yazdıklarınız kuma yazılmış şeylerdir. Kayıt altına alınması bakımından ben bunu demiştim anlamında ispat olarak gösterebilirsiniz ama üzerinden zaman geçtikçe ben bunu zaten yazmıştım dememek lazım. Niye? Başta dediğim gibi, kuma yazıldığı için. 

Bir fikrin, bir argümanın, bir bilginin önemine inanıyorsanız sosyal medyada bunu tekrar tekrar yazacaksınız. Çoğunluk görmeyecek, görenler de unutacak. Bu yüzden tekrar yazacaksınız. Ancak bu şekilde bir artı değer yaratmak mümkün.

Semmelweis sendromu

Akademik dünyada Semmelweis sendromu diye bilinen bir şey vardır. Bilimsel gerçeği görmezden gelmekle alakalıdır. Olay 1847 yılında İngiltere’de geçiyor. Dr. Ignaz Semmelweis, mikropların hastalığa yol açtığını iddia ediyor. O sırada bunu söylemek akıl hastalıklarına cinler yol açıyor demek gibi bir şey bilim dünyası açısından. Adama demediklerini bırakmıyorlar. Sen bu hurafelere nasıl inanırsın sen ne biçim bilim adamısın diye tepki gösteriyorlar.

Bu tepkilere “doktorlar centilmendir elleri nasıl kirli olabilir” de dahil. Çünkü Dr. Semmelweis diyor ki “Büyük bir hata yapıyoruz, hastaları muayene etmeden önce ve muayene ettikten sonra mutlaka ellerimizi yıkamalıyız. Hastalara mikrop bulaştırıyoruz ve mikroplar da başka hastalıklara yol açıyor. Özellikle doğumlardan önce mutlaka ellerimizi yıkamamız lazım”.

Semmelweis’ın anlattığı somut bir olay ama bunu anlamak için önce zihinde canlandırabilmek gerekiyor. Bu da soyut akıl kabiliyetiyle alakalı.

Gizli örgütler ve boş senaryolar

Dünya gizli örgütler tarafından değil, ordusu ve hazinesi güçlü devletler tarafından yönetilmektedir. Devlet cihan kavgasıdır. Ordusu ve hazinesi güçlü olan devletler dünyayı yönetmeye çalışırken bir takım gizli işler çevirebilirler. Bu durum dünyayı gizli ellerin yönettiği anlamına gelmez.

Çok büyük sermayeye sahip olan çok büyük şirketlerin de dünyanın yönetiminde etkili olduğu doğrudur ancak bu da gizli saklı bir konu değildir.

Eğer kafayı gizli örgütlere takar da bunlarla ilgili boş senaryolara sardırırsanız, paranın dünyayı nasıl yönettiğini kaçırırsınız.

Hepsi gözünüzün önünde olup bitiyor.

Freud çürütüldü geyiği :)

Evrim teorisine benzer biçimde, günümüz dünyasında “çürütüldüğü” zannedilen bir başka fikirler dizisi de Freud’un bize anlattıklarıdır. 

Freud’un bize anlattığı anne baba çocuk üçgeni, oedipus kompleksi ve benzeri konular zaman içerisinde başka bilim insanları, psikologlar felsefeciler ve düşünürler tarafından geliştirilmiştir. Bugün de bu fikirler ve teoriler hala işlevini sürdürmekte, ruh sağlığı çalışmalarında kullanılmaktadır. “Freud da zaten çürütüldü” gibi ifadeler bir miktar cahillikten, çok miktar da siyasi manipülasyon amacından kaynaklanmaktadır. 

Türkiye için geçerli olan bu yazdıklarım, bir tür büyük Türkiye olan ABD için de geçerlidir.

Batılılaşma

Bugün bizim adına batılılaşma dediğimiz şey, Avrupa’nın yüzyıllardır kendi toplumlarını daha ileriye taşıma çabalarının bizdeki adıdır. Batılılaşma lafı bir yanıltmacadır. 

Türkiye’de son 200 yılın gündemini oluşturan çabalardan biri olan “batılılaşma”, batı diye tabir edilen Avrupa toplumlarının kendilerine yapmak istedikleri şeydir. 

Yaklaşık 1700 yıldır Avrupa’nın merkezi olarak işlev görmüş olan İstanbul’un ve onun etrafında oluşmuş bir Türkiye’nin bu yolda olması doğal bir sonuçtur. 

Geriye doğru ortalama 150 yıllık bir süreç incelendiği zaman bu hedeften sapılmadığı görüleceği gibi, gelecekte de sapılmayacağı söylenebilir.

Batıl inanç üzerine kısa bir not

Batıl inanç, insanı mıknatıs gibi çeker, yakalanması çok kolaydır. Örneğin bir hastane ziyareti sırasında bir hastaya iğne yapıldığını gören biri eve dönünce hastalara iğne batırma şeklinde bir tedavi yöntemi olduğunu zannederek başı ağrıdığında kendine dikiş iğnesi batırabilir.

Teknik açıdan bakarsak, hastaya iğne yapıldığı sırada ne olup bittiğini anlamayan bu insan için enjeksiyon nesnesi bir kutsallık kazanmıştır. Üstelik de bu görüş bir gözlem sonucu elde edilmiştir. Hayatta bir sürü boş şeye de böyle inanılıyor.

Hastaya iğne yapıldığını gören kişi nasıl ki onu herhangi bir iğne zannedebilirse, kristal küreye bakıp geleceği söyleyen birini görünce de aynı muameleyi yapar. 

O kişi; doktor, iğne, ilaç, ilacın bedene enjekte edilmesi ilişkisini nasıl kuramadıysa aynı şekilde kristal küreyi de gelecekten haber veren bir cihaz zanneder.

Eski Mısır rahiplerine uzaktan bakan halk da onların bir heykel önünde yaptıkları faaliyeti tapınma zannetmişti. Batıl inançların çoğu böyle gelişir.