alemlerin aslı hayaldir
Evet, herkesin bir şeyler söylenmesini, görüş beyan edilmesini beklediği konu belli. İstemeyerek de sıkılarak da olsa bu konuda bir şeyler yazma mecburiyeti hissediyorum.
Türban konusunda görüşümün ne olduğunu iki yazıda özetledim aslında: Örtünme Çıkmazı ve Türban serbest bırakılmalı başlıklı yazılarımda konuyla ilgili fikirlerim gayet açık, net.
Yine de bir şeyler eklemek ya da altını çizmek gerekirse şunları vurgulamayı tercih ederim; İslam dininde türbanın yeri nerede bilen var mı? Yok. İslam dininin şartları arasında böyle bir şey mi var? Hayır. Kuran’da inananlara “türban takın” diye bir şey mi emredilmiş? Asla. Sadece kadının örtünmesi konusu var. Bu durumda türban elbette başka manalara geliyor. İslam’la alakası yok diyebiliriz rahatlıkla.
Atın ağzında kaç diş var diye soruyorum, işte bu salak tartışma nedeniyle. Çok komik ve trajik geliyor bana. Herkes türban meselesini konuşuyor; üniversiteli bir kız türban taksın mı takmasın mı? Takabilsin mi, takabilemesin mi? İnsanlar bu soruları sorarken benim kulağıma zihnimin yorumlarıyla beraber bu sorular şöyle geliyor: Bir hayli yol aldık. Atatürk İlke ve İnkılapları’nın birçoğunu devire devire gidiyoruz. Her ne kadar ara sıra kulağımızı çekmeye çalışanlar olduysa da bizi durduramadılar. Acaba bir adım daha atabilir miyiz? Atatürk’ün özgür ve çağdaş bir Türkiye hayalini üniversite bazında ayaklar altına almayı denersek ne olur acaba?
Bir diğer kulağımda çınlayan soru biçimi de şöyle: Üniversitelerde kızlar bireysel özgürlüklerini kazanabilirler. Bu tehlikeli bir durum. Yüzlerce genç birbiriyle kaynaşırken biri diğerinden etkilenir ve arada sevgi, aşk, tensel temas söz konusu olursa ne olur? Bunun konusu bile edilemez, edilmemeli. Kadın milletini ne kadar örtersek aklımız o kadar rahat eder. Bu örtünmeyi nereye sokarsak kârdır.
Bir diğer yanda şunu da vurgulamak lazım ki iktidar partisi gündemi bir kez daha başarıyla değiştirdi. Ancak bu salt onların çabası değil. Olmayacak bazı özelleştirmeler yapılırken şimdi konuşanlar neredeydi çok merak ediyorum.
Bakın Türkiye’nin gündeminde olması gereken esas konular şöyledir: 2002′de dış borç 200 Milyar dolar civarındaydı, şu anda 400 Milyar dolar civarında. Ülke güvenliğini tehdit eden unsurlara karşı güç kullanmak söz konusu olduğu durumlarda birçok ülkeden daha fazla dışa bağımlı davranıyoruz. Bu davranışın büyük bölümü de psikolojik. Bu neden böyle? Bunları konuşmamız gerekiyor. Bunları konuşmayalım diye de türban konusunu konuşuyoruz.
Peki biraz da şuna değineyim, türban ve benzeri kadını örtme biçimleri neden tehlikeli, ve neden çağdaş yaşama aykırı? Neden özgür bir birey yetiştirmeye engel ve tehdit oluşturuyor?
Arkadaşlar, nedeni ister din olsun, ister ideoloji, ya da herhangi başka bir şey, örtünmenin altında bireyin bağımsızlığını kısıtlamak yatar. Bu çok açık. İki kere iki dört kadar kesin. Örtünmek, örtünmeye mecbur bırakılmak, kişinin bedenini, çeşitli hal ve davranışlarını çevreden gizlemesi ile aynı anlama gelir. Ancak özgür olmayan bireyler saklanarak hareket etmek zorundadırlar.
Hatırlayalım; açık evlilik ya da açık ilişki diye bir kavram var. Çiftlerden biri bir başkasıyla birlikte olur ve çiftin diğer teki bundan haberdar değilse bunun adı aldatma olur. Neden böyle? Çünkü çift olma kavramında çiftlerden biri başkalarıyla birlikte olma özgürlüğüne sahip değildir. Böyle bir özgürlüğe sahip olsa bunun adı aldatma olmaz ve gizlenmek zorunda da değildir.
Gizlenmesi istenen her şeyi altında bağımlılık, esaret, aldatma, yalan vardır. İster doğaya bakarak gözleyin bu konuyu, ister işyerinizde gözleyin. Nerede isterseniz gözleyin.
Adına yanlış olduğunu düşündüğüm biçimde çağdaş yaşam dediğimiz ve gerçekte bireyin geçmişten daha özgür olması gerektiğini ifade eden yaşam tarzı için bu bir tehdit çünkü özgürlük zihinde ve bedende başlar.
Zihin ve beden özgür olamıyorsa adalet mülkün temeli değildir. Boş laftır ondan sonrası.
Bir de şu konuya değinelim: Bu saatten sonra böyle örtünme, bekaret vs. gibi konular konuşulur mu? Benzer biçimde bu saatten sonra bu zamanda darbe olur mu?
Arkadaşlar çok açık söylüyorum: Her şey her zaman konuşulur. Her şey her zaman olabilir. Bu zamanda böyle şey olmaz demek Hz. Muhammed’e Kuran indirilmeye başlandığında birilerinin çıkıp bu zamanda peygamberlik mi olurmuş eskidendi öyle şeyler demesine benzer. Yani “bu zamanda böyle şey olur mu?” sorusu da bütün zamanlarda sorulmuştur. Zamanın ilerlemesi ne insanı ne de toplumu tek başına olgunlaştırıp büyütmüyor. 2000′li yıllara gelmiş olmamız, senenin 2008 olması, 21. yüzyılda olmamız hiçbir şey değiştirmez. Bunlar yalnızca zaman dilimlerine verdiğimiz isimdir. Dünya aynı dünyadır. Aynı hamam aynı tas.
Aynı hamam aynı tas demişken aklıma geldi, son zamanlarda ısrarla söylüyorum tüm dünyada her zamankinden fazla yapay gündem yaratılıyor diyorum. Türban konusunda taraf olmak da yapay bir ayrılıktır. Bunu görmemek için kör olmak bile yetmez çok çok duyarsız olmak gerekiyor. Türban tartışmasına katılmak da böyle bir şey, ya o taraftan olacaksın ya öbür taraftan. Daha evvel, de yakın bir zamanda yazdım. Bu tartışmalar boş tartışmalar, bunlar yapay gündemler. Konuşmamız gereken çok başka şeyler var.
Tanrı Türk’ün aklını korusun. Çünkü geri kalan her şey sağlam aslında.


30 Ocak 2008 13:28
Başka hiçbir dönemde;
- Siyasetin içerisinde Din bu kadar alet edilmemiş
- Lailklik kelimesi üzerinde bu kadar çok tartışma yaşanmamış
- Atatürk ve Atatürk’ün değerleri bu kadar çok erezyona uğratılmamış
- TSK ile Milletin arası bu kadar çok açılmamış
- Bu millet “Dinsiz ve Dindar” diye ikiye bölünmemiş
- Özelleştirme adı altında kan dökülerek alınmış bu ülke toprakları para karşılığında satılmamış
- TÜRBAN denilen ve dış ülkeden bu ülkeyi karıştırmak için ITHAL edilen bir
BEZ PARÇASI bu kadar çok gündemi değiştirmek için kullanılmamıştı
Yani görünen o ki bu adamlar APAÇIK bir şekilde rejimi değiştirmek istiyorlar. Ve bunu çok AKILLICA yapıyorlar. Yani geçmişte Necmettin ERBAKAN’ın yapmak istediği gibi birden bire birşeyleri değiştirmek yerine, bunu YAVAŞ YAVAŞ yapıyorlar. İşte bu yavaş yavaş yapılan değişiklikler yüzünden BENCE hiçkimse AKP’yi durduramayacak ve önüne geçemeyecektir.