Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi çok cool
Cool evet. İnsanı etkiliyor. Çok serinkanlılıkla yazılmış, iddialı bir metin. O nedenle de ne zaman memleket meselelerine canımız sıkılsa bu metni birbirimize hatırlatıyoruz. Forumlarda, bloglarda yayınlıyoruz. Köşe yazarları köşelerinde bu metni yayınlayıp ardından da “ben başka bişey sölemiyorum anlayan anladı” diyor. Sonrası tıssss. Kocaman bir tısss.
Böyle büyük bir emanet, böyle heyecan veren bir metin sonrası neden hareket yok? Neden her şey açık seçik ortada iken kimse kıpırdamıyor?
Ben cevabı buldum. Karşımızda görünmez bir düşman var bu bir. Yapılması gerekenler abartılıyor bu nedenle de insanların gözünü korkutuyor bu iki. Milletçe beynimiz yıkanıyor bu üç. Şimdi bu üç maddeyi ele alalım tek tek.
Birinci maddeyle üçüncü madde birbiriyle bağlantılı. Psikolojik savaş var. Karşımızda görebildiğimiz bir düşman yok. Mesela bir başka ülke ordusunu üzerimize salmış değil. Herhangi bir şehrimiz işgal altında değil(miş gibi gösteriliyor son 30 yıldır Güneydoğu illerimizde bazı ilçeler 24 saate yakın düşman kontrolu altına alınıyor [kaynak: Osman Pamukoğlu, Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok, sayfa 28, İnkılap Yayınları], 1993 yılında Çukurca ilçesinin bir gün boyunca PKK kontrolüne geçmesi gibi).
Benzer biçimde belli belirsiz bir şeriat tehdidi var. Yine belli belirsiz bir bölünme tehdidi. Ancak bu da Türk Milleti’ni paranoyaya sürüklemek ve gergin bir halde tutmak için yapılıyor. Anlatayım.
Türkiye’de TSK’nın ifade ettiği iki temel ve çok önemli sınır var: Laik rejim ve üniter devlet yapısı. TSK diyor ki bu sınırları aşarsanız biz ülke idaresine müdahale ederiz. Türkiye hiçbir şekilde bölünemez ve laik rejim hiçbir biçimde değiştirilemez. TSK bu konuda çok net konuşuyor. Gücü de belli. Dolayısıyla bu caydırıcı ifade varken düşman görünür biçimde ülkeyi bölemez, rejimi değiştiremez. Zaten düşman bunu çok iyi analiz ediyor ve bu limitlere yaklaşmıyor. Ama yaklaşırmış gibi yapıyor. Amacı Türk Milleti’ni gergin tutmak.
Düşman Türk Milleti’ni gergin tutarken (Kıbrıs’ı verdik vereceğiz, Kuzey Irak’ta Kürt Devleti kurulmasına müsade ediyoruz, etmeliyiz. ANAP ve AKP iktidarının politikaları tam olarak böyledir. Turgut Özal Musul petrollerinden alınan paydan vazgeçmiştir) arka planda bazı manevralar yapıyor. Yaptığı manevralar da gün gibi ortada aslında apaçık: Finans sistemini Türk girişimcilerin elinden almak, halka Malezya örneğini göstererek başınızı kapatın böylece gelişmiş bir ülke olun demek, IMF ve Dünya Bankası kanalıyla Türkiye Devleti’nin borçluluğunu artırmak gibi manevralar.
Şimdi Türkiye’yi apaçık bölmeye kalksalar veya anayasayı şeriat getirecek biçimde veya laik rejimi kaldıracak biçimde değiştirmeye kalksalar olmaz, ordu müdahale edecek. Ordu müdahale ederse ne olur? Kıbrıs konusu ve Musul konusunda Türk Millli politikası işlemeye devam eder ve Kürt Devleti kurulamaz. Yani Türkiye’nin çıkarlarını düşünen bir yönetimin iktidara gelmesi ihtimali hoş değil. Böyle olursa uluslararası arenada Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt Devleti’ni Türk siyaseti engeller. Kıbrıs’ta stratejik bir noktadan vazgeçmek kararını da engeller, konusu bile edilemez. Üstelik Türk finans kuruluşlarının da yabancıların elinde olmasını engeller. Türkiye dışındaki çıkar sahipleri için olacak iş değil.
O nedenle de Türkiye asla bölünmeyecek ve anayasa ile korunan laik rejim de asla değiştirilmeyecek. Çünkü esas amaç çocuksu bir heyecanla “bakın Türkler’i hristiyan yaptık” veya “Türkiye’ye şeriat getirdik oh bak nasıl da İran gibi oldular geri (?) kaldılar” veya “Nasıl da böldük ülkenizi” diyebilmek değil. Esas amaç Türk Milleti’nin Türkiye’de oturmak için kira ödemesini sağlamak. Yani Türk Milleti bu eve sahip olduğu halde kiracı gibi olması isteniyor. Rant meselesi, çok açık. Diğer türlü davranılsa bu amaca ulaşılamayacak. Askeri açıdan Türkiye’ye bir saldırıda bulunmak zor, çok zor. Terörü düşünün mesela. Kuzey Irak’ta barınan ve şu anda Irak Devlet Başkanı ve bölgesel Kürt yönetimi başkanı tarafından yönetilen bir terör örgütü var. Avrupa’dan destek alıyor, Amerika’dan destek alıyor ve 30 yıldır uğraşmasına rağmen hala Türkiye’den toprak koparamadı, askeri bir başarı sağlayamadı. Türkiye’nin Güneydoğu sınırını değiştiremedi.
Enerji konusunda tor, boryum vs. gibi yeraltı zenginlikleri konusunda dolaşan forward mailler de görünmez düşmanın bir silahıdır. Buradaki amaç Türk Milleti’ne gerizekalı olduğu hissini yerleştirmektir. Dolaşan bütün forward maillerin özü şudur: Siz salaksınız, enayisiniz, yeraltı kaynaklarınızı ele geçireceğiz ve hiçbir şey yapmayacaksınız, karşılık vermeyeceksiniz. En iyi niyetle yazılmış ve dolaştırılan forward mail bile sadece Türk Milleti’nin bu acizlik hislerini pekiştirmekten başka bir işe yaramamaktadır, inanın buna.
Birinci ve üçüncü madde birbiriyle bağlantılı demiştim ve kabaca böyle özetlenebilir. gelelim ikinci maddeye.
Böyle bir durum karşısında ne yapılması gerektiği konuşulacağı zaman söz hemen en olmayacak, en zor, en gerçek dışı seçeneklerden açılır ve “ülkeyi kurtarmak” bunun üzerine kurulmaya çalışılır. Vatanseverliği MHP temsil ediyormuş gibi görünür. MHP ise yaygın basında “maganda”, “kro” olarak anılan kişilerden oluşan bir topluluk gibi gösterilir. Sonra da içinde yaşadığın ülkenin çıkarlarını düşünmek ve bu çıkarları korumak için hareket etmek magandalıkla eş değer gösterilir.
Daha da ötesi, ülke çıkarlarını düşünen bir insanın klasik batı müziği dinlememesi gerektiği, kot pantolon giymemesi gerektiği, evlenmeden seks yapmaması gerektiği gibi yan ve alakasız fikirler insanların aklına sokulur. Olayla alakası olmadığı halde kendi kişisel özgürlük alanına müdahale etme ihtimali bulanan “ülkenin çıkarını düşünme” eyleminden insanlar soğutulur. Oysa insanın içinde yaşadığı ülkenin çıkarlarını düşünmesinin bunlarla alakası yoktur. Ülkeler başlı başına çıkar demektir.
Hal böyle iken şu anda gündemde olan türban tartışması tamamıyla tuzaktır, uyutmadır. Türban serbest olsa nolur yasak olsa nolur. Esas amaç Türk Milleti’ni kendi çıkarlarını düşünemeyecek derecede gergin tutmaktır. Çıkarlarını düşünmek ve buna göre hareket etmek de öyle çok zor bir şey değildir. Bunun bir an evvel anlaşılması lazım.
Evet, en özet haliyle olay budur. Yapılması gereken de atla deve bir şey değildir. Şahsiyet sahibi, kişilikli bir ulusal politika izleyecek bir takım insanların iktidara gelmesi bu dertlerimizin sona ermesi için yeterlidir.
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini ezberden okumakla vatan kurtulmuyor. Orada yazılanlardan faydalanmak gerekiyor. O metin bir uyarılar ve önlemler bütünüdür. Ölmek üzere olduğuna kanaat getirilen bir ülkenin yatağının kenarında Fatiha niyetine okunsun diye yazılmamıştır. Ve evet aslında son derece de ‘cool’ bir metindir.
Benzer yazılar:
- Ertuğrul Özkök’ün Özrü Kabahatinden Büyük
- Delikanlı Ol Mızıkçılık Yapma
- Belediyeden Mayo Reklamı Yasağı
- Aşırı değerli Türk Lirası
Rastgele yazılar:
- Dünyanın Gelişimine Engel Olan Faktörler
- Habertürk’e Elini Veren Kolunu Kaptırıyor
- İyi bir mevki beklentisi ve toplum korkusu
- Bugünkü Miting Hakkında