alemlerin aslı hayaldir
Geçenlerde aklıma geldi, askerdeyken özellikle son bir ay çok zorlanmıştım. Herkes çok zorlanmıştı. Kime sorsanız askerliğin en zor bölümü olarak son günleri anlatır. Bu zorluğun, zaman yaklaştıkça zamanın durması biçiminde bir açıklaması vardır. Gerçekten de benim de askerliğimin son günlerinde zaman durmuş gibiydi. Saatler geçtiğini sandığım ama daha bir saat bile zaman geçmemiş olduğunu farkedip şaşırdığım çok olmuştur.
Hal böyle iken, bugün geriye baktığımda bu bana çok da anlamlı gelmiyor. Neydi bizleri orada zaman geçirmekte zorlayan, sıkan şey? Açıkçası keyfimiz yerindeydi, savaş yoktu, barış düzeni içinde askerlikle ilgili işler yapıyorduk. Barış zamanı bir kışlada ne yapılıyorsa o.
Ama heralde bunun tuvaletiniz gelip sıkıştığınızda eve yaklaştıkça daha çok bastırması ile alakası var. Dışarıda sıkışarak geçirdiğiniz zaman iki saat de olsa, onbeş dakika da olsa her zaman son dakikalar en çok sıkıştıran dakikalar olmaz mı?
Sonra bugün askerde olsam ve o son günleri, son haftaları, son bir ayı yaşıyor olsam diye düşündüm. Yine aynı sıkıntı içinde olur muydum? Olmazdım gibi geliyor bana. İnsanoğlunun zamana dair tuhaf endişesini yakın zamanlı bir iki yazımda biraz değerlendirmeye çalıştım, bu da aynı kategoriye giriyor: Diğer insanlar ve zaman, Sürekli bir dakika sonrasını beklemek, Düşünce süreçlerine gereken zamanı tanımak.
Şimdi askerliği bir yana bırakıp genel olarak hayata bakalım ve bunları hayata uyarlamaya çalışalım. İçinde bulunduğumuz günü, saati, haftayı, ayı nasıl değerlendiriyoruz. Bu zaman dilimlerinin ne zaman sonlanacağını bekleyerek mi geçiriyoruz zamanı? Yaşamın sonunu beklemekle askerliğin sonunu beklemek arasında bir fark yok aslında duygusal açıdan.
Çağlar boyu insanoğlunun varlığına bir anlam aramasının nedeni bu bekleyiş olabilir mi? Ben buraya neden geldim, görevim nedir, gerçekte kimim gibi bir dizi daha baştan yanıltıcı sorular aslında zamanın sonunu bekleme huyundan kaynaklanan oyalama soruları değilse nedir?
Türkiye’de çok uygulanan ama dünyanın başka yerlerinde de bir hayli geçerliliği olan yaşa hürmet, bir işyerinde çalışılan yıl kadar terfi etme, “sen artık büyüdün”, “sen artık yaşlandın” gibi tanımlamalar bir sona duyulan arzunun kutlaması değil midir?
Neden insanoğlu şimdiki zamana odaklanamaz, neden şu anda içinde bulunduğu saniyelerin değerini bilemez.
Acaba bir gün buradaki yaşam sona erdiğinde, kendi askerliğim için verdiğim örnekte olduğu gibi uzaktan geçmişimize bakıp amma boş yere dellenmişiz, sabırsızlanmışız ne güzel takılıyorduk oralarda diyecek miyiz?


19 Ekim 2007 20:50
Dolu dolu yaşamak lazım, şu dünyadaki en değerli şey zaman.
20 Ekim 2007 01:59
“Bu zaman dilimlerinin ne zaman sonlanacağını bekleyerek mi geçiriyoruz zamanı?” Cevap; Evet!
“Acaba bir gün buradaki yaşam sona erdiğinde, kendi askerliğim için verdiğim örnekte olduğu gibi uzaktan geçmişimize bakıp amma boş yere dellenmişiz, sabırsızlanmışız ne güzel takılıyorduk oralarda diyecek miyiz? ” Cevap; Evet!