alemlerin aslı hayaldir
Dokuz yıl kadar önce, 13 Aralık 1997 Cumartesi günü kedimizi aşıya götürdük. Kedimiz Puşu, pek veteriner sevmezdi. Veteriner seven kedi çok fazla değildir zaten ama bizimki iğneye karşı çok tepki gösteriyor ve aşırı strese giriyordu.
Ama ne olursa olsun kedimizin sağlığı için çok büyük önemi olan bu aşıyı yaptırmak zorundaydık. Güç bela ikna ederek kafesine soktuğumuz Puşu’yu arabayla 3 dk. mesafede olan veterinerimize götürdük. Çığlık çığlığa miyavlayarak ortalığı birbirine kattı ama aşıyı da yaptırdık dolayısıyla kedimizin sağlığı için çok faydalı bir işi zorla da olsa gerçekleştirmiş olduk ve evimize döndük.
Eve döndükten birkaç dakika sonra Puşu yaşadığı stres nedeniyle solunum depresyonuna girdi. Apar topar veterinere geri döndük. Kalp masajı, adrenalin iğneleri vs. ama hiçbir faydası olmadı. Puşu’yu kaybettik.
Modern Avrupa tıbbı ilaçların kullanımında ve tedavilerin uygulanmasına fayda/zarar hesabına dayanır. Eğer bir ilacın faydası zararından fazlaysa bu ilaç hastaya verilir. Faydası zararını aşmıyorsa verilmez.
Biz, Puşu’nun sağlığı için her ne pahasına olursa olsun yapılması gereken basit bir aşıyı yaptırdık aklımız sıra. Ama insanlar olarak kendi streslerimize, anksiyetemize, depresyonumuza önem vermediğimiz gibi hayvanlarınkini de unutuyoruz. Bu ihmalkarlık Puşu’nun ölümüyle sonuçlandı. Acaba kendi yaşamlarımızda görmezden geldiğimiz ve önemsiz bulduğumuz, üstünü çeşitli biçimlerde örtmekle avunduğumuz streslerimiz bize nelere mal oluyor?
İnsanoğlu olarak hayatta marifet kabul ettiğimiz şeylerden biri iki ayağımızı bir pabuca sokabilmektir. Kim ki iki ayağını bir pabuca diğerlerinden daha çabuk ve daha güzel sığdırır, onun bu dünyada kazandığı zannedilir.
Oysa hastaneler genellikle anksiyete ve depresyondan kaynaklanan psikosomatik rahatsızlıklar olan baş ağrısı, deri döküntüleri, ve daha burada saymakla bitmeyecek hastalıklardan muzdarip kişilerle dolup taşmaktadır. İşin kötüsü, birer insan evladı olan doktorlarımız da psikoloji ve psikiyatri bilimlerinden ya kaçmakta ya da bunları hafife almaktalar. Dolayısıyla sizi muayene eden bir doktorun stres, anksiyete, depresyon gibi rahatsızlıkları hesaba katarak bir uzmandan konsültasyon istemesi veya sizi bu alanda başka bir uzmana sevketmesi nadir rastlanan bir profesyonellik seviyesidir.
Bana soracak olursanız (halkla ilişkiler ve pazarlama iletişimi uzmanlarının tam bu noktada içlerinden geçirdiği şey “vah vah yazık yazık ne de güzel yazmış çocuk ama keşke bence diye başlayan bir cümle kurmasaydı…” cümlesidir, bu konuya ayrı bir yazıda kesinlikle değineceğim) altı ayda bir diş doktoruna görünmenizdense bir psikoloğa görünmenizi tavsiye ederim. Sağlığınız açısından söylüyorum bunu, birkaç yıl daha uzun yaşayabilme ihtimaliniz açısından.
Bu konuda internette birçok kaynak bulabilirsiniz. Ayriyeten ben de bu konu üzerine yazmaya devam edeceğim.


22 Ocak 2007 10:12
Klavyene sağlık, helal olsun sana. Puşu’ya çok üzüldüm yaaa.
Tıp bilimini uygulayanlar hakkındaki tespit müthiş doğru. Hasta adamı taramalardan geçirir, bin ton ilaç ta işe yaramayınca en en son psikosomatik derler psikiyatriye sevk ederler. İlaç endüstrisine katkımız bol.
2 Mart 2007 10:22
dostum harika yazmışsın tşk. bizim hanımada bu şekil bir rahatsızlık teşisi kunuldu bundan 1,5 yada 2 sene önce şimdik özele gittik verdiği ilacın reçetesinden yola çıkarak bu adrese ulaştım ne gibi aktivitalerde buluna bilriz bunu yazarsan memenun olacağım lütfen oku ve cevap bekliyorum allahü teala yardımcın olsun selametle kal
iyi akşamlar
2 Mart 2007 10:56
Selamlar, geçmiş olsun. Ruh sağlığını ilgilendiren konularda daima ilaç ve psikoterapi birlikte yürütülmelidir. En çok dikkat edilmesi gereken şeyin bu olduğuna inanıyorum çünkü tek başına psikoterapi ya da tek başına ilaç kalıcı tedavi sağlamayabiliyor. Yakında benzer konularda yine yazacağım, ilginize teşekkür ederim.