alemlerin aslı hayaldir
Ali Saydam Akşam gazetesindeki köşesinde ilginç bir yazı yazmış. “Benim blogum da yok facebook üyeliğim de” başlıklı yazısında internet ortamının iletişim aracı olarak ne kadar etkili olduğunu tartışmış.
Ali Bey bilgi sahibi olmadığı çoğu konuda “bu konuda bilgim yok” diyecek olgunluğu hep göstermiş biridir. Ama konu internete gelince kişilerden bağımsız olarak neredeyse herkesde bu özellik değişebiliyor.
Bu kez kullandığı üslup Ali Bey’e yakışmamış:
Son zamanlarda hem iş ve iletişim sektöründe hem de popüler kültür alanında sıkça tartışılır oldu… Internet ortamı iletişim aracı olarak ne kadar etkili? Moda üslupla söyleyelim: Blog’lar, Facebook’lar falan yânı(!)… Internet yazarlığı falan yânı(!)…
Ben ilk stajımı Ali Saydam’ın kurucusu ve ortağı olduğu Bersay‘da yaptım. 15 yaşındaydım o sırada. Ben Bersay’ın ilk yıllarına ve gelişimine şahit olurken Bersay ve Ali Bey de benim ergenliğime şahit oldular. Dolayısıyla ben Ali Bey’e dair ne yazsam mutlaka bir duygusallık işin içine girecektir. Ancak yine Ali Bey’in bana öğrettiği üzere böyle tanıdıktır, büyüğümdür, üzerimde emeği vardır gibi nedenlerle de yanlışa doğru diyemem.
Tüm dünyada aşağı yukarı 45 yaşını geçmiş insanların çoğu interneti kapsamlı biçimde takip etmekte zorlanıyorlar. Dolayısıyla internetteki iletişim dinamiğini anlayabilmek için de ellerinde yeterli veri olamıyor.
Ali Bey de sanırım böyle bir hataya ya da böyle bir kör noktaya yenik düşüyor.
Bloglarla ilgili olarak medyada sunulan genel görüşten öteye gidememiş.
Bir noktayı es geçmemek lazım. Ali Bey bu yazısında interneti eleştirirken kendi mesleği doğrultusunda noktalara değinerek eleştirmiş. Yani internetin markalar için, kurumlar için sağlıklı bir iletişim ortamı olmadığını ve bir saygınlığı bulunmadığını söylemiş.
Ancak yine de burada çok sık tekrarlanan bir hataya düşüyor. İnterneti bir bütün olarak algılama hatası. Birkaç bloga ya da facebook’a bakarak böyle şeyler söylemek açıkçası sadece wikipedia okuyarak internete bilgi hazinesi demek gibi bir şey. Ya da tam tersi interneti üç beş porno sitesinden ibaret zannetmek ya da sadece satanistlerin kullandığı chat odalarından ibaret sanmak gibi.
Son yıllarda otomotiv (general motors, ford), finans, tekstil (diesel, levis, adidas, nike) başta olmak üzere birçok sektör interneti marka iletişimi amacıyla kullandı ve çok da başarılı oldu. Bunları görmezden gelemezsiniz.
Bir diğer yandan da yine tüm dünyada internetin ve sadece internette var olan gazetelerin haberciliğe ve iletişime katkıları da yok sayılamaz derecede çok. Birçok ülkede basın toplantılarına blog yazarları da davet ediliyor artık.
Ali Bey kendi alanı olan iletişim konusunda dünyada yaşanan tüm bu gelişmeleri görmezden gelecek biri değil. Demek ki mesele yukarıda da belirttiğim gibi internete özel bir “internetin ne olduğunu algılayabilmek, bu çoklu mecrayı kapsamlı olarak takip edebilmek” noktasında düğümleniyor.
Bu durum da bana şunu hatırlatıyor. Dünyada üretilen ilk otomobiller saatte 5 km. hıza ulaştıklarında bu insanlara çok fazla gelmiş ve bunun çok tehlikeli olabileceğini söylemişler. Günümüzde ise Almanya gibi otobanlarında hız sınırı olmayan ve sürücülerin ortalama 200 - 300km arası hızlarla yol aldıkları ülkeler var.
İşte bu böyle bir şey, insan algısı, yenilikleri tanıyabilme, bunları bir bütün olarak değil de parçalarıyla görebilme, parçaların birbirinden farklılığını kavrayabilme, alışılmışın üzerinde bir hıza ayak uydurabilme. Bunlar herhalde üstün dikkat gerektiren ve zaman alan şeyler. Ben Ali Bey’in internetin saygınlığı ve iletişim değeri üzerine yazdığı bu yanlış yazıyı böyle yorumluyorum.


8 December 2007 16:52
Ali Saydam’in yazisinda Facebook ve Bazi bloglar konusunda yazdiklarina ben katiliyorum. Hele su sözü cok hosuma gitti:
8 December 2007 21:23
@emexci: hepimiz biliyoruz böyle kişilerin varlığını ama adam blog diyor, internet yazarlığı diyor. koca bir camiayı karşısında almış. bu yüzden sürpriz kelimesini kullandım başlıkta. bu, ali bey’in bizzat kendi tabiriyle bir iletişim cinayeti olmuş. yarın öbürgün bloglarla çalışmak gerektiğinde bu tavır girer kendisine, sorun olur. bu yaklaşım, iletişim uzmanlığı iddiasındaki birine yakışmıyor. dengesiz olmuş bu bakımdan.
9 December 2007 01:24
Hangi reklam ajansı, gelen müşterisine “aman interneti ihmal etmeyelim, orası da bir mecradır.” diyor? Genelleme yapiyim ben de Saydam gibi, hiçbiri..
Neden?
Korkuyorlar.
Atatürk’ün İşbankası reklamında oynamasına, Türkiye’deki hiçbir iletişim gurusunun, “güzel olmamış” diyemeyeceğini söylemiştim. Çünkü o zaman, “gel de daha iyisini yap” derler.
Bu da öyle, interneti ne kadar yok sayarsak, müşterileri ne kadar uzak tutarsak biz bildiğimiz konvansiyonel yoldan daha fazla ekmek yeriz mantığı.
Osman biliyor, çok büyük bir firmanın, google adwords ile ayda 300-400 dolara kotarabileceği bir kampanyanın, çok büyük bir reklam firmasında yüzbinlertce dolar ile parçalandığına şahit oluyorum şu günlerde. Bas bas bağarıyorum ama duyan yok:):) Biraz daha detaya girsem blog yazarları dumura uğrarlar:)
9 December 2007 01:30
Artı,
Kimliğini gizlemekle ulaşılamamak arasında çok az fark olduğu kanaatindeyim. Yani e-şerefsizlikle, köşe yazarı şerefsizliği arasında ince bir çizgi var… Saydam Bey’e hatırlatırım…
10 December 2007 00:28
sapla samanı feci karıştırmış saydam
11 December 2007 05:04
[…] Yazar, halkla ilişkiler ve iletişim uzmanı Ali Saydam’ın Akşam Gazetesi’ndeki köşesinde yer alan Benim ‘blog’um da yok Facebook üyeliğim de! başlıklı yazısına blogküreden cevap geldi. Osman Seyit Börütecene: Ali Saydam’dan sürpriz bir internet yaklaşımı Flynxs: Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız? Wolkanca: Ali Saydam’a cevaben […]
11 December 2007 19:42
[…] Köşe yazarları genel olarak internete tepkililer. Yok yanlış oldu bu, genel olarak bloglara tepkililer. Hayır hayır, bloglar geleceğin haber kaynakları, köşe yazarları bundan rahatsız konularından bahsetmeyeceğim. Biraz geç olsa da Ali Saydam’ın bloglar ve facebook hakkındaki “Benim ‘blog’um da yok Facebook üyeliğim de!” yazısını okumaya nail oldum. Bir iletişim uzmanı olarak Ali Saydam‘ın neden blogları tek bir açıdan değerlendirdiğini anlayabilmiş değilim. Neden değerlendirme gereği duyduğunu da… Bir blog yazarı hakkında söylemiş olsa bu sözleri amenna! Hiç bir blog yazarının “köşe yazarlığı” mesleğini eleştirdiğini okumadım ama bir köşe yazarını eleştirebiliriz bu yazıda olduğu gibi. Herkes kendi yağında kavruluyor, herkes düşündüklerini gazete ya da internet köşelerinde dile getiriyor, bu yerlerin tartışmaya açık olan yeri neresi? […]
13 December 2007 00:19
[…] http://flynxs.blogspot.com/2007/12/yoksa-siz-de-bloglarn-iletiimdeki.html http://osman.borutecene.com/ali-saydamdan-surpriz-bir-internet-yaklasimi […]
13 December 2007 18:07
Ali Saydam’ın blog ve websitesi arasındaki farkı halen anlayamamış olmasının kendi bilgisizliği ve çevresindekilerin kifayetsizliğinden başka bir açıklaması olabilir mi acaba? Blogları kullanarak bireysel iletişim yönetilemez demiş. Acaba New York Times’da çıkan İstanbul’un Yemek Başkenti seçilmesiyle ilgili haberi okumuş mu? Bundan sonra söyleyelim de yurtdışındaki saygın gazeteler fikir almak için Türkiye’deki blogcuları değil de yazılarında “yanı” gibi moda usluplar kullanan saygın (!) meslektaşlarını arasınlar.
http://travel.nytimes.com/2007/12/09/travel/09Foodie.htm
19 December 2007 08:23
Arkadaşlar,
Geçen hafta Ispanya’da dünyanın önde gelen şirketlerinin üst düzey Kurumsal Iletişimden sorumlu yöneticilerinin katıldığı bir toplantıdaydım. (GM, GE, Shell, BAT, BBC gibi).
Burada üzerinde durduğumuz bir konu vardı ki o da artık social media adını verdiğimiz (Ali Saydam’ın kullandığı “Internet ortamları” terimini iletişim açısından yanlış buluyorum. Youtube, blog gibi araçlara social media adı verilir. Ayrıca bu kullanım internet ile web arasındaki farkın da henüz bilinmediği izlenimini uyandırmakta…) bu sosyal ağların etkisinin çok önemli bir rol oynadığı idi. Özellikle kriz iletişimi dönemlerinde…Sebepleri uzun ve derin, o yüzden burada giremeyeceğim.
Social Media’nın itibarsız ve de dikkate değer olmadığını düşünen iletişimcilerin “zamanı yakalamakta güçlük çektikleri” görüşündeyim.
İletişim dünyasında olup da bu ağların gücünü görememek, yönetenin yeni dünya dengelerinde kim olduğunu farkedememek, bunların etkisinin farkında olamamak nasıl mümkün olur?
Birkaç örnek:
BSH, Fransada yeni bir ürün lansmanında ilk önce bilgiyi “etkin olarak tanımladığı” bir grup bloggerlara yaptı! Medya mensuplarına değil.
New York Times, Freakonomics isimli blogu online gazetesine entegre etti.
15 January 2008 21:33
[…] Bu kitabın bugünlerde aklıma gelmesinin nedeni de, Ali Saydam’ın 8 Aralık 2007 tarihli yazısı üzerine pazarlama bloglarında yer alan yazılar. Hemen her gün, pazarlama bloglarını takip etmeye zaman ayırıyorum. Sn. Ali Saydam’ın yazısından da bu şekilde haberim oldu. Ama eleştirileri okumadan önce, Akşam gazetesinin internet sayfasından yazıyı okudum. Sonra da bulabildiğim tüm eleştirileri… Bir derleme biçiminde ve kendi yorumlarımı da ekleyerek yazıyorum. Osman Börtücene de (8 Aralık saat 08.30’da) önemli bulduğum noktaları vurgulamış. Bir noktayı es geçmemek lazım. Ali Bey bu yazısında interneti eleştirirken kendi mesleği doğrultusunda noktalara değinerek eleştirmiş. Yani internetin markalar için, kurumlar için sağlıklı bir iletişim ortamı olmadığını ve bir saygınlığı bulunmadığını söylemiş.….Ancak yine de burada çok sık tekrarlanan bir hataya düşüyor. İnterneti bir bütün olarak algılama hatası. Birkaç bloga ya da facebook’a bakarak böyle şeyler söylemek açıkçası sadece wikipedia okuyarak internete bilgi hazinesi demek gibi bir şey. […]