Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

Bahara doğru koruyucu yaşam koçluğu 3 (Aşk ve İlişkiler) [güncelleme]

20 Mart 2008 Perşembe 00:56, Osman Seyit Börütecene

Güncelleme: İkinci videoyu yüklerken bir sorun olmuştu bunu düzelttim. Konuyu yorumlarda irdelemeye devam ediyoruz. Buyrun siz de ifade edin fikirlerinizi…

Seriye iki adet videoyla devam etmek istiyorum, önce videolarımızı izleyelim sonra da üzerine konuşacağız.

İlk video “Zorba the Greek”‘ten alıntı:

Bu da “Meet Joe Black”‘den:

Sizce bu insanları tutan nedir? Önceki yazılarda bir arkadaş tanışma fobisinden bahsetmişti. Böyle bir şey midir? Yakınlaşma korkusu mudur? Tam muhabbet ilerleyecekken insanın aklına telefon, elektrik, su faturalarının gelmesi midir? Nedir?

Videoları izleyelim sonra da bu sorulara yanıt, bu durumlara çözüm arayacağız ve bulacağız.

İnternet Okur Yazarlığı Semineri

19 Mart 2008 Çarşamba 21:11, Osman Seyit Börütecene

GÜNCELLEME: İnternet Okur Yazarlığı Semineri’nin ikinci bölümü 8 Mayıs 2008 Perşembe 11:00′de başlıyor. Adres, telefon vs. detaylar aşağıda var. İkinci böülme katılmanız için ilk bölüme katılmış olmanız gerekmiyor. Daha da fazla bilgi almak istiyorum daha çok soru sormak istiyorum diyenler bana mail atabilir: osmanborutecene@gmail.com

araliklogo.jpgBir süredir zamanımın bir kısmını ARALIK Derneği‘ndeki güzel insanlarla geçiriyorum. Bu dernek edebiyat, sanat tarihi, müzik, felsefe, psikoloji, tarih, fotoğraf, resim, psikiyatri gibi birçok başlık altında seminerler, kurslar ve tartışma grupları düzenliyor.

Şimdi bunların arasına bir de benim vereceğim internet okur-yazarlığı semineri katıldı. Gün olarak başlangıç tarihi henüz netleşmedi ancak mart sonu nisan başı gibi başlayacağımızı söyleyebilirim. Bu konuda ayrıntılı bilgiyi derneği arayıp Nurhayat Koçyiğit’ten alabilirsiniz ve kayıt yaptırabilirsiniz. Telefon: 0 212 258 69 65

Facebook’ta da bu seminer için bir event açtım: http://www.facebook.com/event.php?eid=9946974116

Seminer özeti şöyle:

Metin, fotoğraf, video gibi dosyalar internette nerelerde tutulabilir ve nasıl başkalarına sunulur? Blog nedir, nasıl birkaç saniye içinde bir blog sahibi olup yayına başlarsınız? Burada multimedya dosyalarınızı nasıl saklar ve sunarsınız? Bu seminer size internette çalışırken zor gibi görünen birçok hizmetten kolaylıkla faydalanmanızı sağlayacak deneyimi sunuyor.

Halihazırda bir şeyler bilen ama bunu yeterli görmeyenler için de çok iyi bir program olacağını biliyorum. Bu nedenle her seviyeden bilgisayar ve internet kullanıcısına tavsiye ederim.

“Parti kapatmak çözüm değil” yanılgısı

14 Mart 2008 Cuma 22:38, Osman Seyit Börütecene

Haberler malumunuz. benim tekrar anlatmama gerek yok. İki tepki dikkatimi çekiyor bunlar üzerine bir şeyler söyleyeceğim kısaca.

Parti kapatmak çözüm değil deniyor. Ne demek parti kapatmak çözüm değil? Cumhuriyet hala ayakta duruyorsa demek ki parti kapatmak da bir çözümdür. Bu kadar basit.

İkincisi, hangi demokrasiden bahsediliyor anlamak mümkün değil? İddianamede her şey yer alıyor, basına sızan bölümlerinden görüyoruz adamların neler yaptığını, ne suçlar işlediklerini zaten yıllardır da biliyorduk. Bu şuna benziyor, adamın biri hırsızlık yapıyor sen cezalanadırıyorsun sonra tekrar yapıyor diye cezalandırmak işe yaramıyor diyemezsin. Böyle bir şey olamaz.

Bir sonraki seçimde yüzde 80′le gelecekler telaşı da boştur. 80 darbesinde CHP kapatıldı da ne oldu? Bir daha da iktidar yüzü göremedi.

Aslen her şey çok ama çok basit. AKP bir dizi suç işledi ve şimdi de hakkında dava açıldı. Bundan daha doğal ne olabilir?

Çocuk istismarını durdurun

13 Mart 2008 Perşembe 02:24, Osman Seyit Börütecene

Doctus’dan gelen bir mim bizleri çocuk istismarına karşı uyarıyor. Bunu yaparken de konumuz çocukluğumuzdan hatırladığımız ilk şarkı ve bunun bize hissettirdikleri.

Benim seçtiğim şarkı Sultan-ı Yegah. Çocukluğumdan hatırladığım başka şarkılar da var ama sanırım en belirgin olanı bu.

Tansu bu kampanyanın anahatlarını şöyle açıklamış:

Neyse bu konuda yapılanları ve yapılacakları, isteyenler Doctus’dan takip edebilirler. Şimdi Türk internet camisının bu konuya duyarlılığını ölçmek ve alınebilecek manevi desteği netleştirmek için küçük bir hareket düşündük. Ben bu yazıyı dört arkadaşıma “mimleyeceğim” ve onlardan da aynı şeyi yapmalarını umacağım. Böylece ne kadara yagınlaştırabileceğimizi göreceğiz. “Mim”imizin üç adet şartı var.

* Mim konusu; Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.
* Banner
* “Çocuk istismarını durdurun” sloganının yazıda geçmesi.

Yani, çocuk istismarına karşı olan tüm blog yazarlarından bu üç şartı yerine getirmelerini bekliyoruz. Bu, projemizin istenen seviyeye gelmesi adına çok önemli bir destek olacaktır.

Pası Goddess Artemis‘e, Burcu‘ya, Flynx‘e ve Banu‘ya atıyorum.

İki güncel önemli konu: İş ve Aşk

9 Mart 2008 Pazar 17:35, Osman Seyit Börütecene

Çok yoğun bir haftaydı. Bahara doğru koruyucu yaşam koçluğu diyerek başlattığım ve sürdürdüğüm yazıların elbette devamını getireceğim. Ancak birlikte çalıştığımız kişilerden yoğun bir iş stresi şikayeti alıyorum. Bir değil iki değil ve hepsinin şikayeti de aynı. Bu konu zihnimde çok net, bunu anlatmak istiyorum.

Şu anda Türkiye’nin dört bir yanında çalışan insanların ofis hayatı cehenneme dönmüş durumda. Bunun nedeni birincil olarak ekonomik krizde olmamız. Şu birkaç faktörü yanyana getirelim: 1. Adı konulmamış bir ekonomik krizin içindeyiz ve şirketler maliyetlerini kısmak zorunda. 2. Bunların içerisinde salt alım satım yaparak faaliyet gösteren veya hizmet sektöründe (reklam, halkla ilişkiler, vb.) faaliyet gösteren şirketlerin bir numaralı maliyet başlığı insan. 3. Yeni yasalar çalışanları işten çıkarmayı zorlaştırıyor, neredeyse imkansız hale getiriyor.

Bu bilgiler ışığında insanlar üzerinde bir anda artan bu baskının adını koyalım: Sizleri istifa etmeye zorluyorlar. Durum bu kadar basit. Bunun ardında başka bir şey aramak ancak zaman kaybı olabilir ya da olmayacak hayallerde yaşamak.

Bu durumda, işyeri duyarsızlığınızı artırmak zorundasınız. Bunun başka bir çaresi yok. Şunu da yaparsam kendimi garantiye alırım, böyle yapmasaydım şöyle olmazdı belki gibi akıl yürütmeleri unutun. Gerçeğe odaklanın. Fırtınalı bir ortamda ama büyük ama küçük, fındık kabuğu gibi sallanmakta olan bir gemidesiniz. Olduğunuz yerde sağlam bir biçimde kalmaya çalışmalısınız. Fırtına er ya da geç biter, ama ne zaman duracağı şu anda belli değil. O nedenle bir an evvel gayri nizami sinirsel harp üzerine çalışmaya başlamanızı tavsiye ederim. Sinirlerinizi daha da çelikleştirmek sizin elinizde.

Gelelim aşk konusuna. Bu konuda e-maillerin tamamını henüz cevaplayamadım ama tek tek okuyup bir yanıt verdiğimi bilin, zaman elverdiğince.

Ayrıca geçen yaz yazdığım bir yazıyı da bu konuda çok önemli buluyorum ve henüz okumadıysanız okumanızı rica ederim: Yaz mevsiminde aşk tavsiyeleri.

Bir de şimdilik Yalom’dan bir alıntı yaparak bitireceğim. Sonra da her şeyi ele almaya aynen devam.

Yalom, Aşkın Celladı adlı öyküsünün açılışında şöyle diyor:

Aşık olan hastalarla çalışmayı sevmiyorum. Belki de kıskançlıktır bunun nedeni - ben de kendimden geçmek istiyorum. Belki de bunun nedeni aşk ve psikoterapinin birbiriyle uyumsuz olmasıdır. İyi terapistler karanlıkla savaşır, aydınlanma ararken romantik aşk gizemle sürer ve inceleme karşısında dağılır. Aşkın celladı olmaktan nefret ediyorum.

Sonrasında aşkın ne kadar muhteşem bir deneyim olduğunu, büyüleyiciliğini, bir yandan da bu büyük tutkunun insana beraberinde getirdiği sıkıntıyı anlatıyor.

Yalom’dan farklı olarak ben aşık olan kişilerle çalışmayı seviyorum. Tabii onun bir psikiyatrist ve psikoterapist olması nedeniyle o aşık olan hastalardan bahsediyor. Benim hastalarım yok, müşterilerim var. Yaşam koçluğu ve ruhsal rehberlik, bireysel danışmanlık aşkla uyumsuz bir şey değil.

Benim bu konudaki yaklaşımım; insanın bir gün öleceğini bile bile zamanını iyi bir biçimde değerlendirememesi üzerine. Bir de elbette geçmişe dair değil ama güncel olarak nedenlerin üzerinde durmak zaman zaman beni de bir cellat haline getiriyor. Ayrıca kişinin belli bir süre çalıştıktan sonra yaşadığı kendine güven hissi, “her şeye vakıfım” ruhu (bu cümle gerçek bir seanstan alınmıştır) beni sevindiriyor.

Bir noktayı ayırdetmeden geçmeyelim. Yıllardır aşkın duygu olduğu zannedilen bir düşünce olduğunu savunurum. Sorun zaten buradan kaynaklanmaktadır. Bir duygu olarak yaşanabilen aşk kişiye zarar vermiyor, hayatına darbe vurmuyor. Ama düşünceler halinde gelişen aşk, çoğu kez farklı dinamiklerin mesajcısı olduğu için ruhu tahrip ediyormuş gibi görünüyor.

Son olarak, bu konuda ya da herhangi bir konuda çalışmamızın şimdiki zamanda ve burada mümkün olduğunu, bunun gelecekte bir gün olmak zorunda olmadığını iyice hissetmenizi de rica ederim.

Bahara doğru düşünsel önlemlere devam

3 Mart 2008 Pazartesi 14:00, Osman Seyit Börütecene

Geçen seferki yazı halkta infiale yol açtı. Henüz okumadıysanız lütfen hem yazıyı hem de yorumları okuyun. İşin aşk meşk kısmına kimsenin itirazı yok. Ancak bir kadınla tanışmak için kurulacak kısa bir cümleye yapılan itirazlar muhteşemdi. Ben o itirazlarla ilgili görüşlerimi yorumlarda yazdım. Biraz analitik oldu ama olsun, en doğrusu buydu.

Bu arada geçen zaman, bırakın baharı düpedüz yaz benzeri bir hava getirdi bugün. Aylardan Mart ve elbette yarın ne olacağını bilemiyoruz ama güneş iyice kucağımıza oturmaya başladığında kuzey yarımkürede yaşayan her canlı gibi bizim de bu dertlerimiz artacak.

Şimdi ben kısaca tanışmanın diğer yollarına değinmek istiyorum. Kızın karşısına çıkıp sıradışı (hiç de sıradışı değil sadece herkesin kurmayacağı) bir cümle ile fark yaratarak olaya 1-0 önde başlamak ya da baştan kaybetmek riskini göze alamadık. Bu durumda tali yollara sapmamız gerekiyor.

Herhangi bir ortamda, bir insana ilk görüşte aşık olduğunuzu düşünmek bence biraz tuhaftır. Bu olsa olsa sığınılacak bir liman, o gün işyerinde yaşanmış bir tartışmanın yükünü atmak, yıllar önce delicesine sevdiğiniz birinin yüzünü andırması (ya da başka bir yerini ya da ruhunu ki o da sizin algınızla sınırlı) anlamına gelir. O yüzden bu olasılığı es geçiyorum. Tanışmak istenen kişinin belirli periyodlarla bir süredir görülebilen biri olduğunu kabul ediyorum önden.

Bu durumda aslında gerçekten o sıradışı cümleyi kurup kendinizi riske atmak zorunda değilsiniz. Mutlaka Hollywood tarzı bir mecnunluk sergilemek istiyorsak öğle yemeği saatinde bir sakarlık sonucu tanışmak ya da işyeri koridorunda omuz atmak (yuh!) bir tanışma sebebi olarak kullanılabilir. Daha makul ölçülere gelmek istiyorsak da olayı zamanın tatlı akışına ve bazı tesadüfleri ellerimizle hazırlama yoluna gideceğiz.

Bir biçimde iletişime geçmek istiyoruz. Ortak arkadaşlarımızın varlığı durumu çok kolaylaştıracaktır. Bir biçimde aynı masaya oturmak, masada 20 kişi bile olsa bir sonraki karşılaşmada merhaba demek için yeterlidir. Aynı çalışma grubunda bulunmak, kantin sırasında arka arkaya gelmek, küçük bir gülümseme yaratabileceğiniz bir espri için en uygun ortamdır. Ha bu arada önden şunu söylemek istiyorum; insanlara selam verme alışkanlığınız yoksa lütfen bu yazının devamını okumak yerine uzun soluklu bir yaşam koçluğu çalışması için benden bir randevu alın. Bu size hayatınızın geri kalan kısmında inanılmaz kazançlar sağlar.

Bazı istisnalar hariç, eğer birileriyle tanışmak aklınıza düştüyse bu durum büyük olasılıkla karşılıklı bir durumdur. Aşırı karşılıklı olması bazen gerginlik yaratabilir ve her iki tarafta kaçma isteği uyandırabilir. Buna aldanmamak zordur ama aldanmamaya çalışın. Bunun haricinde tanışma isteğiniz karşılıklıdır ve karşınızdaki kişi o sırada tanışmak için sizden gereken hamleyi beklemektedir. Bu durumu ne kadar uzatırsanız ve siz erkekseniz ve de tanışmak istediğiniz kişi kadınsa, onunla ilgilenmediğinizi o kadar çabuk düşünecektir. Bu durumda zaman sizin her şeyinizdir. Ertelediğiniz her gün, isteksizliğinizin bir göstergesi olarak yansır diğer tarafa. Bunu farklı bir biçimde yorumlamak hayal kurmaktır, gerçeklerden uzaklaşma çabasıdır, başka bir şey değil.

Aslında bu kadarı bile tanışma sorunu hakkında bir öngörü edinmek için yeterli. Ama konuyu örneklerle pekiştirmek istiyorum. Yine de ilk yazıdan aldığım bir ders var o yüzden bu yazıyı burada kesip yorumları bekleyeceğim.

İstanbul’da harika, güneşli bir gün var, değerlendirmeyi unutmayın. Telesekretere mesaj bırakamayanlardansanız mail atabilirsiniz.

Ali Saydam teşekkürü hak ediyor

3 Mart 2008 Pazartesi 12:37, Osman Seyit Börütecene

Günlerdir bekliyordum. İletişim uzmanı Ali Saydam, Bülent Ersoy’a dair muhakkak bir şeyler yazacaktı. Merak ettiğim ise şuydu, bu konuyu Fazıl Say’ın demecini değerlendirdiği gibi mi değerlendirecekti yoksa farklı bir değerlendirme yapacak mıydı? Ali Bey’in Fazıl Say’a dair değerlendirmesi gülünçtü, ciddiyetsizdi.

Ali Bey Akşam’daki köşesinde bugün bu konuyu ele almış ve “gülüp geçmek gerek” aslında demiş. Konuya eskiden yaptığı gibi “Bülent Ersoy böyle konuşursa itibarını kaybeder ve o televizyon yarışması jürilerine tekrar davet edilmez” gibi bir eksenden yaklaşmamış. Önceki örneklerin hepsinde tam da bunu yapmıştı.

Eğitim biliminde öğrenmek, davranışların değişimi demektir. Ölçüsü budur. Ali Bey’e mesajı aldığı ve gerçeği gördüğü için içtenlikle teşekkür ederim. Bülent Ersoy olayını iletişim alanında değerlendirmekten kaçınmış olsa da kendisiyle gerçekte bağdaşmayacak bir yüzeyselliğe de girmemiş.

Ama deneme yanılma yoluyla, ama düşünerek hepimiz daha iyisini öğreniyoruz. Dünyayı seviyorum.

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar