Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

Psikoterapide ölüm

9 Kasım 2007 Cuma 00:05, Osman Seyit Börütecene

Cross-post zamanı. Hayatkisa.com, 31 Mart 2007, Psikoterapide Ölüm

Psikoterapide ölüme dair bir çok konu değerlendirilir. Kabaca sınıflamak gerekirse bunları ikiye ayırabiliriz; bir yakının kaybından doğan yas ve acı sürecinin değerlendirilmesi, ve kişinin kendi ölümüne dair duygularının, korkularının ve bunları bastırmaktan doğan rahatsızlıklarının değerlendirilmesi. Bir de, psikoterapide ölüm kavramının kullanımı söz konusudur. Teori, ölüm farkındalığının kişinin terapi sürecine olumlu katkı sağlayacağı yönündedir. Yani kişi bir gün öleceğini iyice bellerse yaşama dört elle sarılabilir ve ruhsal rahatsızlıklarından en azından nevrotik olanlarının üstesinden daha hızlı gelebilir.

Evvela terapide ölüm farkındalığını ele alalım. Bu farkındalığı yaratmak için çeşitli yöntemler kullanılır. Kişinin kendi cenazesini hayal etmesi, vasiyetini yazması, kendi mezarını gözünün önüne getirmeye çalışması gibi oyunlar ölüm farkındalığını yaratmak ya da artırmak için kullanılan basit yöntemlerdendir.

Ancak görünen o ki ölüm farkındalığına sahip olmak herkesde aynı etkiyi yaratmamaktadır. Bir gün öleceğini ve bunun ne zaman olacağını bilemeyeceğini iyice anlamış biri hayata dört elle sarılmak yerine “ne de olsa bir gün öleceğim” fikriyle bunalım ya da depresyon sürecinin altından kalkmaya çalışmak yerine bunu iyice ertelemeye karar verebilir. Aynı koşulda bir başkası “daha ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum ve hala yapmak istediklerim var” diyerek kendini nevrotik kısır döngüden uzaklaştırıp gerçekten değer verdiği faaliyetlere yönelterek terapi sürecinde büyük bir yol alabilir.

Bir yakının kaybına dair acı ve yas sürecinin değerlendirilmesi de bireyin kendi ölümüne dair duygularını, korkularını yüzeye yakınlaştıran süreçleri inceler. Bazen bir yakının kaybının getirdiği acı birebir kişinin kendi ölüm korkularıyla alakalı olabilir. Ya da böyle olmasa bile kişinin kendi ölüm farkındalığına değinmede yardımcı bir etmen olarak kullanılabilir.

Kişinin ölüme dair duygularını ortaya çıkarabilmekte yardımcı tekniklerin arasında rüya analizleri de bulunur. Genel bir ipucu vermek gerekirse kişinin yaralandığını, vücudunda değişimler meydana geldiğini gördüğü rüyalar çoğu kez kişinin ölüm korkularına işaret eder. Bu rüyalarda yer alan diğer sembollerin analizi kişinin ölüme dair korkularını, ve farklı duygularını, ölüm kavramını ölüm dışında nelerle bağdaştırdığını anlatır. Bu sembolizmin çözümü de insanoğlunun ölüme dair duygularını daha iyi kavramasına yardımcı olur.

Ben kendi terapilerimden birinde bir yakınımın kaybının ardından cenaze günü şöyle bir rüya görmüştüm:

Rüyamda terapi seansını yaptığımız odadayım ama odada sadece ben ve kaybettiğim yakınım var. Birşeyler konuşmaya çalışıyoruz. Fazla detay yok. Terapist odada olmadığı için şaşırıyorum. Tabi ölen yakınımın da odada karşımda canlı olarak durması da beni şaşırtıyor

Şimdi bu rüya her ne kadar bir yakınımı kaybetmemin ardından cenaze günü gördüğüm bir rüya ise de mutlaka birebir ölümle alakalı olmayabilir. O günün gecesinde bu rüyanın henüz yeni tanıştığım ve üzerinden 3 ay bile geçmemiş olan terapistimin gerçekte canlı olmadığını düşündüğümü (bilinçdışından) yansıttığı biçiminde yorumlamıştım.

Yani ölüm kavramı, ölüm kavramını içeren rüyalardaki sembolizm her zaman kişinin kendi ölümüne dair veriler taşımadığı gibi her zaman ölüme dair veriler de taşımaz.

Psikoterapide ölüm kavramının kullanımı ve terapötik etkisi elbette bir yazıya sığdırılabilecek ufaklıkta değil. Yine de psikoterapide ölüm kavramına dair yüzeysel bir bilgilendirme yapmaya çalıştım.

Türk bilmecelerinden seçmeler

8 Kasım 2007 Perşembe 13:01, Osman Seyit Börütecene

Az evvel Hürriyet’te okudum.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından önerilen 100 seçme eser arasında bulunan ilköğretim kitaplarına tavsiye edilen bilmece kitabı tepkilere neden olmuş. Haberin başlığı şu: Evli kadın dondurmayı nasıl yer?

Haberde bu bilmeceye değiniliyor ve bu bilmecenin tepkilere yol açtığı söyleniyor. Bu bilmecenin bulunduğu sayfanın resmini çekip koymuşlar, diğer bilmeceleri de görebiliyorsunuz. Nedense bana en çok tepki gösterilmesi gereken bilmece buymuş gibi gelmedi. Çünkü bana göre bu diğerlerinin yanında çok masum kalıyor. Bilmece şöyle:

Plajda üç kadın dondurma yiyormuş. Bunlardan birisi dondurmayı emerek, diğeri yalayarak, diğeri de ısırarak yiyor. Sizce bunlardan hangisi evlidir?

Cevap: Parmağında yüzüğü olan.

Şimdi izninizle sakıncalı bulunan, tepkilere yol açan ama bana göre bu sayfadaki en masum ve en zekice bilmece olan bu bilmecenin altındaki ve üstündeki diğer bilmecelere bakalım. Çünkü esas sakınca onlarda barınıyor.

Ön kapıda karınız avaz avaz bağırıyor, arka kapıda ise köpeginiz durmaksızın havlıyor. Önce hangisini içeri alısınız?

Cevap: Elbette köpeği. Çünkü köpek içeri girince susar.

Doktorlar ameliyatta niçin maske takarlar?

Cevap: Yanlış ameliyat ettikleri hasta tanımasın diye.

Doktorlar niçin eldiven takarlar?

Cevap: Ölen hastalarda parmak izi kalmasın diye.

En kibar kuş hangisidir?

Cevap: Baykuş.

Gördüğünüz gibi kadınları aşağılayan bilmeceler pek tepkiye neden olmuyor. Ayrıca bir meslek grubunu aşağılayan bilmeceler de pek tepkiye neden olmuyor. Bunun yerine, sayfadaki en mantıklı en eli yüzü düzgün bilmece olan, hatta çocukların en anlamayacağı bilmece olan tepkiye neden oluyor. Muhtemelen içinde geçen dondurma, evlilik, emmek, yalamak ve kadın kelimeleri biraraya gelince tepkiye neden oluyor.

Bunu yapan Milli Eğitim Bakanlığı’mız. Yani yine sorumlusu doğrudan hükümet olan bir olayla karşı karşıyayız. Bu insanların sekse olan bu düşkünlüğü nedir böyle çok merak ediyorum ben artık. Kadın dendiğinde hem ağızlarının suyu akıyor, hem de büyük bir ikiyüzlülükle kadınları mundar, köpekten daha az tercih edilen bir seviyeye yerleştiriyorlar.

Bence bunun adı artık erkek egemenlik falan değil, bunun adı düpedüz salaklık. Hepberaber ülke olarak çok salak, çok aptal bir yöne doğru dörtnala koşuyoruz. Ayaklar baş olmuş diyeceğim ama o da değil. Çok daha kötü bir durum söz konusu.

Allah islah etsin Türkiye’yi.

Engin Ardıç’ın en mutlu günü!

3 Kasım 2007 Cumartesi 16:09, Osman Seyit Börütecene

Engin Ardıç’ın bugünkü yazısını okuyun. Adam sevinçten havalara uçuyor. Hasan Pulur kendisini kaale alıp “hayvan” demiş Engin Ardıç’a. Böyle dememiş tabii, yazısında anlatıyor detayını. Engin Ardıç’ı çok heyecanlı ve sevinçli gördüm. Uzun süredir ağzından köpükler saçtığı halde kimse kendisiyle ilgilenmiyordu. Nihayet geçen gün Nutuk’la ilgili bir yazı yazdı ve biraz ilgi çekmeyi başardı. Hasan Pulur hakkında da artı ya da eksi bir görüşüm yok ama Engin Ardıç’ın çocuklar gibi sevindiğini görmek güzel.

Mim yeniden

2 Kasım 2007 Cuma 12:33, Osman Seyit Börütecene

Sevgili Uğur Samsa beni mimlemiş. Konumuz iki özlü söz yazmak. Hemen giriyorum konuya.

1. Harita ülke değildir.
2. Beyin bir bilgisayar değildir.

Paslarım; Tansu, Erman ve Goddess‘a.

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar