alemlerin aslı hayaldir
Çekim yasası çok kısadır ve şunu söyler: Gerçeği siz yaratırsınız. Bu yaratımınız düşüncelerinizle gerçekleşir. Bu süreç her an işler, asla durmaz. İnsan sürekli düşünür ve bu sırada düşündüğü herşeyi kendi gerçekliği içine çeker. Bu düşünceler içinde daha fazla zaman ayırdığınız düşünceler daha da hızlı gerçekleşir ve diğerlerinin önüne geçer.
Web tasarımının amacı insanlara bilgiyi eli yüzü düzgün bir biçimde sunmak ve bilgiyi sunduğunuz insanlara okuma, görme, bilgiler arasında gidip gelme kolaylığı sağlamaktır. Bilgi sunmanın sayısız amacı olabilir. Satmak istediğiniz ürünlerin bilgilerinden oluşan bir web siteniz olabilir. Satmak istediğiniz fikirlerin bilgilerinden oluşan bir web siteniz olabilir. Sadece bilginizi insanlığa açmak amacıyla yarattığınız bir web siteniz olabilir. Nesnel bir değer taşımayan, tamamen sizin iç dünyanızı dış dünyaya aktaran (gerçi iç dünya dış dünya derken bu bizim yanılgımız) bir web siteniz olabilir. Tıpkı şu anda okumakta olduğunuz blog gibi.
Web tasarımcılarının elini taşın altına sokmuş olanlarından büyük bölümü müşterinin bilgisizliğinden ve ne istediğini de bilmeyişinden şikayet eder. Bundan her gün şikayet eder. Her toplantı öncesi birazdan karşılaşacağı kişi ya da kişilerin webden anlamadıklarını, akla mantığa sığmayacak taleplerde bulunacaklarını, yeterli bütçeleri olmadığını, şimdi anlaşıp iki hafta sonra vazgeçeceklerini düşünür.
Düşünceleri çoğunlukla gerçek olur.
İşin bir diğer yanı ise, bizzat kendisi ya da başkaları için web tasarımı yapanlarla ilgili.
Web tasarımı yapmak özünde kolaydır. Bilgiyi sayfaya yerleştirmek; renkleri, fontları seçmek; bunlara css kullanarak görsel tasarım kazandırmak kolaydır. Ta ki siz işleri karıştırıp arapsaçına döndürene dek.
Yapmak istediğiniz web sitesi ya da blog için bir template seçersiniz. Sonra onu değiştirmeye çalışırsınız. Template büyük ihtimalle kötü kodlanmıştır. Web standartlarına uygun değildir ya da web standartları kullanıcıyı düşünerek değil, ezberden uygulanmıştır. Bir yerin rengini değiştirdiğinizde sayfanın düzeni değişir. Sağdaki sütunu sola almak istediğinizde orta alan kaybolur vs.
Şimdi bu süreç nasıl oluştu bunu inceleyelim.
Web sitenizi kendiniz hazırlayabileceğinizi düşünmediniz. Düşünseydiniz bu gerçek olurdu ama daha acıklısı var. Çekim yasasının devre dışı kaldığı tek bir saniye yoktur. Siz web sitenizi kendinizin hazırlayabileceğinizi düşünmemekle kalmadınız; kendi web sitenizi hazırlayamayacağınızı düşündünüz ve bunu gerçekleştirdiniz. Böylece, zor ve zahmetli olması gerektiğine karar verdiğiniz web tasarım işini halletmek için kendinize tanımadığınız birinin hazırladığı bir temayı / şablonu seçtiniz.
Sonra onu değiştirmek isterken templateler ile oynamanın tehlikelerini düşündünüz. Bunun ne kadar zor olduğunu düşündünüz.
Aslında başlangıçtaki düşünceniz ve bu nedenle yarattığınız zorluklar… balık baştan kokar. Mesela bir web siteniz olacaksa cıvıl cıvıl, hareketli, kımıl kımıl olması gerektiğini yoksa insanların ilgilenmeyeceğini düşündünüz ve bunu yarattınız.
Sade bir web sitesi sahibi olmanın size yeteri kadar görünürlük sağlamayacağını düşündünüz ve çekim yasası bu arzunuzu yerine getirdi.
Başınızı kodlarla derde sokmak istediniz ve çekim yasası size istediğinizi sundu.
Bunlar, hiç durmadan işleyen çekim yasası ile ilgili bazı örnekler. Siz evde örnekleri çoğaltabilirsiniz.
Şu anda NTV’de bir program var. Bu yasama döneminde milletvekili olmak için seçilmiş olan 50 kadından birkaç tanesi sohbet ediyorlar.
“Meclisteki kadın milletvekilleri” ifadesinde muazzam bir ayrımcılık var. Hatta ayrımın kökü burada. TV’de böyle bir program yaptığınız zaman da bu ayrımı köküne kadar onaylamış oluyorsunuz.
Burada demek istediğim kadın sorunlarından bahsetmeyelim gibi saklayıcı, bastırıcı bir yaklaşım değil. Kadın milletvekilleri gibi bir deyim kullanıldıkça ayrımı beslemiş ve büyümeyi sürdürmesini sağlamış oluyoruz. Bunu kastediyorum.
Bu seçimlerde meclise 50 kadın girdi. Bu her yerde haber oluyor. Oysa bir kez olsun “bu seçimlerde meclise 500 erkek milletvekili girdi” gibi bir ifade kullansak ayrımı azaltmaya başlayacağız.
Dün Nusaybin’deydim. Hatta Suriye sınırına gittim ve Esat’ın heykelini gördüm, “Welcome to Syria” yazısını gördüm uzaktan geçen arabalara, evlere, insanlara baktım geldim.
Nusaybin Mardin gibi değil. Kürt nüfus daha fazla. Mardin’in merkezinde nüfusun %90′ı Arap, Nusaybin’de ise biraz daha dengeli ama çoğunlukla Kürt. Dolayısıyla Mardin’in merkezinde insanların konuşmalarını dinlerken duyduğunuz dil Arapça iken Nusaybin’de Kürtçe’ye dönüşüyor.
Bugün Midyat’a gidiyorum. Zamanım yeterse Hasankeyf’i göreceğim.
Dün ise Nusaybin’de dünyanın ilk üniversitesini ziyaret ettim. Mor Yakup Manastırı 2000 yılında başlayan kazılardan çıkan bilgilerden evvel dünyanın ilk üniversitesi olarak bilinmiyormuş. 2000′e dek dünyanın ilk üniversitesi ünvanı Urfa’da bir manastıra aitmiş. Yani yine buralarda.
Fazla detaya girmiyorum hem zamanım dar hem de internette şöyle bir gezinirseniz her konuda yeterli bilgi bulmak mümkün. Sadece her zaman olduğu gibi Aydın Doğan medyasından uzak durun yeter. Devletin resmi anlatımları bile onlarınki kadar devlet yanlısı değil.
Güneydoğu’da başka bir şehir görmedim henüz. Mardin ilk gözağrım oldu. Fazla karşılaştırma yapmak istemiyorum haliyle, elimde veri yok. Örneğin terörün yeniden tırmandığı şu son aylarda Mardin’in merkezinde tek bir olay yok. Her ihtimale karşı nereden biliyorsun arkadaşım diye soran olursa yineliyorum; iki haftadır Mardin’deyim. İstanbul’da oturduğum İstinye semtindeki kadar silah patlamıyor burada. İstinye’deki terör bile yok Mardin’de.
Şimdilik böyle. İyi pazarlar dilerim.
GÜNCELLEME!
Bu yazıyı yazdıktan bir süre sonra koçluk temel becerileri eğitimi aldım ve ardından dünyanın dört bir yanından 2000 sayfanın üzerinde coaching eğitim materyalini okudum ve gözden geçirdim. Bu materyaller içerisinde yaşam koçluğu alanında kullanılan yüzlerce çalışma formu da var.
Görüldüğü gibi yazının başlığını değiştirdim. Koçluk eğitimi aldıktan sonra koçluğun kendini içine koyduğu disiplini ve limitlerini gördüm.
Yaşam koçluğunu profesyonel olarak kendi limitleri içinde uygulamaya karar verdim. Son iki yılımı vererek geliştirdiğim kişisel ilerleme ve değişim programı ise koçluk sınırlarını aşan, mentorship kapsamında değerlendirilebilecek bir iş. Elbette çalışmaların bu yönünü geliştirerek sürdüreceğim.
Dolayısıyla yaşam koçluğuna başka bir isim koyma yarışması bitti
Koçluk kendi disiplini içinde değerlendirilecek. Bu konuyu eğrisiyle doğrusuyla zaman zaman blogda tartışmaya devam edeceğim. Önceden de belirttiğim gibi, koçluk hizmeti vermek üzere hazırlıklarımı tamamladım.
Aşağıda yazdıklarım, bu yazının önceki içeriği. Hem bir yazar olarak, hem bir blogger olarak “akım derken bokum demek” gibi bir özelliğe sahip değilim. Ayrıca geçmişi yoketmeye çalışan biri de değilim. Dolayısıyla o gün ne yazdıysam, olduğu gibi aşağıdadır, buyrun okuyun. Keşke herkes açık, seçik ve net davransa bir ömür boyu.
Sevgiler ve harika bir yaşam dilerim.
Yıllardır gayrıresmi olarak sürdürdüğüm bir işi sonbaharda yaşam koçluğu sertifikası alarak resmiyete döküyorum. Aklıma takılan bir konu var. Yaşam koçluğu, maalesef biraz içi boşaltılmış bir kavram halini aldı. Buna yeni bir isim bulmak lazım. Ne dersiniz?
Popüler olan hiçbir şeyi yaşam deneyimlerine kabul etmek istemeyen kişileri tedavi etmek için bu kişilere biraz hassasiyetle yaklaşmak gerekebiliyor. Bu durumda bu arkadaşları görmezden gelmek ve yok saymak yerine belki yeni bir isim bu insanların gelişimine katkıda bulunmak için işe yarayabilir.
Mesela “tanrı iyileştirme merkezi”, “aşk ağrıları merkezi”, “unutulan pratik bilgileri hatırlatma merkezi”, “yaşama geri döndürme merkezi” gibi isimler geliyor aklıma.
Şaka bir yana, Eylül’ün ikinci yarısından itibaren olmak üzere benimle hayatınız üzerine çalışmak için randevu almaya başlayabilirsiniz. Ustalık alanlarım; ikili ilişkiler (ağrınızı dindirecek tek kişinin yanına hoşgeldiniz), çalışma hayatı (bu alanda her konuda bir damdan düşmüşlüğüm var; sekreterlik yaptım, patron oldum, iflas ettim, köşeyi döndüm, empati alanım çok geniş) , psikoloji biliminin nevrotik rahatsızlıklar olarak adlandırdığı alana giren herşey (yıllardır insanların psikolojilerini bir daha bozulmamak üzere düzeltiyorum), psikosomatik rahatsızlıklar (aslında hiçbir hastalığınız olmadığını farkedince hiçbiri kalmıyor), dikkat dağınıklığı (bu konuda özellikle ilkokul ve ortaokul seviyesindeki çocuklarda yıllardır mucize yaratıyorum), ve şimdi buraya yazmaya devam edersem “yeter artık” diyebileceğiniz bir çok alanda görüşebiliriz.
Web çalışmalarım ne olacak? Aynen devam! Ayrıca yaşam koçluğu çalışmalarımın yanına internet ve bilgisayar bilgisi konulu dersler ekliyorum.
Erken kalkan yol alır!
Harika bir haftasonu geçirin. Bana gelmeden önce yapmanız gereken bir şey yok. Çok istiyorsanız aynaya bakıp kendinizi biraz sevmeye çalışın. Hızlandırır.
Yaşam koçluğuna en iyi alternatif ismi bulan kişiye seçtiği bir konuda 8 saatlik ücretsiz danışmanlık vereceğim.
Anlam veremediğim bir ifade bu. Kime göre? Neye göre? Hayır ben de ekonomi okudum biliyorum, ancak beni rahatsız eden şey bu ifadenin şikayet anlamında kullanılması.
Yaşadığın ülkenin parasının aşırı değerlenmesi ne demek kardeşim? Sana aşırı geliyorsa kullanmazsın Türk Lirası olur biter. Yok ihracat ithalat diyorsan o zaman bir zahmet fiyatlarını değiştir.
Bir ülkenin insanı o ülkenin parasının değerlenmesinden neden şikayet eder? Milliyetçilerin gerekli gereksiz kullandığı bir slogan olan “ya sev ya terket” saflığındaki kelimeleri esas böylelerine sarfetmek gerekiyor.
İşin acıklı tarafı Türk Lirası aşırı değerlendi diyen her 10 kişiden 9′u milliyetçi geçinenler. Bu nasıl bir kandırıkçılıktır?
Nahnu bir Secret postu yazmış. Haşmet Babaoğlu’nun kitap konusunda değindiği önemli bir noktayı içeriyor. Buradan yola çıkarak Haşmet Babaoğlu’nun Secret eleştirisini okudum. Herşeye eyvallah ama bir cümle yüreğimi sızlattı:
Ama dikkat ederseniz fark edeceksiniz; yüreği titretmiyor The Secret.
Soğuk.
Bu satırları okuyunca üzüldüm. Haşmet Babaoğlu’nu çok severim. Her ne kadar kendisini yıllardır okumasam da birçok konuda onaylarım ve tüm kalbimle de severim. Ancak ne zaman Haşmet abimin yüreğinin üşüdüğünü hissetsem içim cız eder.
Sevgili Haşmet Abi,
Sen boşver The Secret’ın soğukluğunu. Orada önerilen fikirler insanı heyecandan titretmiyor olabilir. Olsun. Önemli olan senin yüreğinin kendi sıcağıyla ısınması. İki dakika kendini sevsen, birşeyciğin kalmayacak.
Sağlıcakla kal.

