Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

A.B.D. Sözcüsü Ayıbını Düzeltmeye Çalışıyor

14 Haziran 2007 Perşembe 12:51, Osman Seyit Börütecene

Geçen gün bir A.B.D. sözcüsü Türkiye’nin terörle mücadelesi hakkında akıl almaz sözler söylemişti.

Bugün gazetelerde yayınlanan haberlere göre sözcü söylemini düzeltmeye çalışmış:

…önceki gün yaptığı “İçerde 5 bin dışarıda 500 var” şeklindeki açıklamanın hatırlatılarak, “Bunları örnek olsun diye mi yoksa hakikaten rakamlar böyle mi?” sorusuna, şu yanıtı verdi:
“Şimdi öncelikle böyle bir şeyi daha resmi bir noktaya çekme hususunda. Orada da ifade ettiğim gibi, zaman zaman gazetelerde yazılıyor; 5 bin içerde 500 dışarıda. Bu işin aslına, gerçeğine bakarsak, elimizdeki bizim şu andaki rakamlar, güvenlik güçlerimizde. Bunlar hep tahminidir, ama içerde bin 500, sınır dışında 3 bin 500 gibi rakamlar söz konusu. İçerde de dışarıda da bir ayrıma gitmek gibi bir anlayış söz konusu olamaz.

kaynak: Milliyet

Flickr’ın Sansürle İmtihanı ve Düşündürdükleri

14 Haziran 2007 Perşembe 12:43, Osman Seyit Börütecene

censr.jpg

Flickr sansür konusuyla çalkalanıyor. Singapur, Almanya, Hong Kong ve Kore sansürden etkilenen ülkeler.

Kullanıcı hesapları güvenli (güvenli burada çoluk çocuk görebilir anlamını taşıyor) olarak görülmeyenlerin yayınladıkları fotoğraflar bu dört ülkede hiç görünmüyor, yani bu fotoğrafları görebilmek için ben gereken yaşın üzerindeyim deme şansınız yok çünkü fotoğraflardan haberdar olmuyorsunuz.

Flickr’ın (Yahoo’nun) uyguladığı bu sansüre kullanıcılardan çok büyük tepki geldi. Son iki gündür konu internet gündemine oturdu.

Bu da aklıma şöyle bir yöntem getirdi. İnternet artık bir hayli yaygın kullanılıyor. Sunucu hizmetleri ise bundan yıllar öncesine oranla oldukça makul seviyelerde. Diyorum ki herkes kendi dökümanlarını webde kendisi host etse. Elbette bunun için belli bir bilgi seviyesi gerekiyor ama hep söylüyorum bu yüzyılın okuma yazması geçtiğimiz yüzyılın okuma yazmasından farklı. Eninde sonunda hepimiz basit bir web sayfası yapmayı ve hazır web yazılımlarını kurup üzerinde oynamayı öğreneceğiz.

Hazır açık kaynak ve ücretsiz yazılımlarla herkes kendi dökümanlarını host etse ve bu yazılımlarla uyumlu siteler yapılsa. Flickr gibi siteler de bu küçük hostlardan bilgi çekse, verinin yükü de kabul eden herkesin sunucularına paylaştırılsa web çok daha güzel bir yer olur.

Anlattığım biçimde bir uygulamaya geçilirse (bunu hepimiz yapacağız) herkesin tek tek kendi dökümanlarını host etmesi sosyalleşmeye de engel teşkil etmeyecektir. Yine Flickr gibi siteler olacak ama bu siteler sosyalleşmeye ve yorumların paylaşımına hizmet edecek, içerik üzerinde manipulasyon yapma şansı olmayacak.

Esasen internetin yapısı buna çok müsait ve internetin dünyanın gelişimine katkıda bulunabilme sebebi de bu.

Zaten birkaç yıla kadar hep beraber barış, birlik, beraberlik, saygı ve sevgi içinde yaşamayı ya becereceğiz ya da gezegen olarak yok olacağız.

Blog ve Wolkanca Coştu

14 Haziran 2007 Perşembe 00:54, Osman Seyit Börütecene

Blog ve Wolkanca‘nın yazarı Volkan Yılmaz blogunu hiperaktif bir hızda güncelliyor. Ayrıca bugün blogunda yeni bir yazarı tanıttı. Rahmetli Al Bundy bundan böyle Blog ve Wolkanca’da yazacakmış, hatta yazmaya başladı bile.

Blog ve Wolkanca, uyguladığı sansasyonel ve radikal yöntemlerle tanınıyor. Son olarak bloguna reklam postları yazmaya başladı. Tüm bunları Türk blog dünyası açısından ilgiyle takip ediyorum. Volkan her ne kadar etik ve nitelik açısından eleştiriliyor olsa da biz onu taraflı ve eğitimli gözlerimizle eleştiriyoruz. Oysa Volkan hitap ettiği, hedef aldığı kitle açısından gayet dolu bir içerik sunuyor.

Bu arada Volkan’ın blogunda yayınladığı, Türkçe’nin içinde bulunduğu tehlike ile ilgili bir videoyu da burada paylaşmak isterim:

Sağır Oda’daki Sembolizm (Final Bölümü) 2

13 Haziran 2007 Çarşamba 17:39, Osman Seyit Börütecene

Bir süre önce Sağır Oda adlı dizideki sembolik anlatıma dair birşeyler yazmıştım. Şimdi dizinin tartışmalı son bölümünde gözlediğim sembolik anlatımı yazacağım.

Aras hastanede koma halinde yatarken birçok hayal görüyor. Gördüğü hayal bütün yaşananların bir rüya olduğu, Türkiye’nin başına çorap örmek isteyen ülke ve kurumların varlığının gerçek olmadığı şeklinde. Hatta yatağında kriz geçirdği anlardan birinde etrafındakilere delicesine siz hainsiniz, vatan düşmanısınız diye bağırıyor.

Türkiye’nin düşmanları ile ilgili anlatılan herşeyin komplo teorisi olduğuna dair bir dayatma vardır. Dizinin son bölümünde bu dayatma eleştirilmiş. Türkiye’nin gelişimine engel olmak isteyen güçler var ve bu güçler türlü çeşitli oyunlar çeviriyor. Ancak medya bu oyunları haberlerine dahil ederken bunları birer komplo teorisi olarak gösteriyor ve bu sayede bu konuları hep siyasi olarak aşırı uçta olan ve inandırıcılığı bu nedenle zayıf olabilecek kişilerin ağzından dinliyoruz.

Dizinin son bölümünde söylenmek istenen ise sekiz aydır anlatılan hiçbir şeyin komplo teorisi olmadığı, bizzat gerçeklerin ta kendisi olduğu. Bunların bize rüyaymış gibi gösterilmek istendiği.

Son bölümün son sahnesinde Aras’ın Sansar tarafından vurulması ise dizinin zorla bitirilmiş olmasını sembolize ediyor. Bu sayede sekiz aydır izlediğimiz dizinin zaman zaman günlerinin ve programdaki yerinin değiştirilmesi, aşırı eleştiriye tabi tutulması gibi şeylerin nedenini anlıyoruz. Burada sembolize edilen en önemli şey Türkiye’nin düşmanlarının bu diziden de rahatsız olduğu.

2012′ye Doğru Açık Kaynak, Açık Toplum

13 Haziran 2007 Çarşamba 05:27, Osman Seyit Börütecene

Maya Takvimi’nden yola çıkarak konuya değişik açılardan yaklaşmak suretiyle görüşlerimi anlatacağımı söylemiştim. Devam edelim.

Konuyu araştıran arkadaşların söylediklerine göre kozmik bilinç insanoğlunun evrenin bir parçası olduğunu özümsediği bilinç durumu. Bu durumun etkilerini açık kaynak yazılımda görmek mümkün. İnsanların birincil derdinin para olmadığı bir maddi ve manevi kazanç ortamı milyonlarca kişinin katılımıyla kendiliğinden ortaya çıkmış durumda.

Açık kaynaklı yazılım beraberinde bir kültürü de getirdi ve yaydı. İnsanlar entellektüel birikimlerini yazılımlar vasıtasıyla topluma hediye etmekle kalmıyor aynı zamanda yazılımcı olmayanlar da açık kaynak kodlu yazılım camiasına birbirlerine yardımcı olarak katkıda bulunuyorlar.

Ben gelecek yıllarda (gelecek yıllar derken 50 ya da 100 yıl değil, üç dört yıl içinde) bu açık kaynak felsefesinin toplumda çok geniş bir kesim tarafından benimseneceğine ve açık kaynaklı geliştirmenin yazılım sektöründen başka sektörlere de yayılacağına inanıyorum.

Teknik özellikleri, tasarımı, motorunun mühendislik bilgileri açık kaynaklı olan bir otomobil, uçak, bilgisayar, ilaç, ve daha birçok şey hayal edin. Dünya nasıl bir yer olurdu?

Mevcut ekonomik sistemler değişiyor. Gezegenimizde son birkaç yüz yıldır gelişen ekonomik düzen şimdiye kadar tahmin edilmemiş evrelerden geçerek kendini yok ediyor. Bunun yerini büyük bir ihtimalle açık kaynaklı yaşam alacak.

Soruları hissediyorum. Bunların olumlu cevapları var ve bu cevapları birkaç yıl içerisinde gözlerimizle görüyor olacağız.

Muazzam Para Bırakan Porno Sektörü

13 Haziran 2007 Çarşamba 05:00, Osman Seyit Börütecene

Habercilikte son noktayı yaşatan Hürriyet gazetesi porno sektörünü bu sözlerle tanımlamış. Biraz olsun resmi bir dil kullanması gerekir ulusal bir gazetenin. İnsan bu haberi okurken kendini çilingir sofrasında vatan kurtarıyor ya da bir kahvehanede arkadaşlarıyla sohbet ediyor sanır… Oğlum iki çay daha getir ordan!

A.B.D.: Türkiye’deki 5 bin terörist ile mücadele bitti mi ki, Kuzey Irak’a gidelim

12 Haziran 2007 Salı 17:59, Osman Seyit Börütecene

Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahale etmesini istemeyen Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) bu kez sert bir çıkış yaptı: Türkiye’deki 5 bin terörist ile mücadele bitti mi, Kuzey Irak’a gidelim?

Bununla da yetinmeyen A.B.D. Kuzey Irak’a müdahaleyi “safahat” olarak değerlendirdi.

A.B.D. nin açıklamalarından bir diğer ilginç cümle de şu oldu:

“…bazı emekli generaller, paşalar televizyon televizyon dolaşıp hükümete karşı adeta böyle saygı sınırlarını aşan ifadeler kullanmak suretiyle toplumda sanki bir psikolojik olumsuz hava oluşturmanın gayreti içine giriyorlar, bunlar hoş şeyler değil.”

Google Hottrends ve Technorati Popüler Aramalar

12 Haziran 2007 Salı 04:54, Osman Seyit Börütecene

Google bir süredir ABD sınırıları içinde en çok aranan ilk yüz kelime ya da kelimeler dizisini günlük olarak yayınlıyor. Technorati‘de ise bu işin başından beri vardı, ama elbet o da Technorati’de yapılan aramalardan derlenme (ilk 15 kelime ya da kelimeler dizisi), tazeliği de bir günden daha taze. Bir ara saatbaşı güncellendiğini söylüyordu Technorati, şu andaki güncelleme sıklığı ile ilgili bir bilgiye ulaşamadım.

Bu veriler ingilizce blog yazarları için bir nimet. Hakkında en çok bilgi talep edilen konularda talebi karşılayan şeyler yazarsanız faydasını görürsünüz. Ancak iki kaynak aynı amaçla kullanılamaz.

Technorati, sadece belli bir kesime hitap eden bir arama motoru. Google’da ise şanslar daha genel. Technorati’de en çok aranan kelimelerden yola çıkarak kendinize bir konu seçer ve düzgün birşeyler yazarsanız sonucunu artan trafik olarak birkaç saat içinde alırsınız. Google’da ise ancak uzun zamandır saat başı güncelleme yapan bir web sitesi iseniz bu kelimeler arandığında bulunma şansınız var.

Ticari yönden bakılacak olursa Technorati kullanıcılarının reklam körlüğü Google kullanıcılarının ortalamasından bir hayli yüksek. Bunun nedenini ayrıntılı olarak çözmek zor ama benzer bir fark Firefox kullanıcıları ile Internet Explorer kullanıcıları arasında da var. Firefox kullanıcıları arasında reklam körlüğü Internet Explorer kullanıcılarına oranla kat kat fazla.

Yaratacağınız trafikten bir “tıklama başına gelir” metoduyla reklam geliri beklentiniz varsa Technorati’den bunu elde etmeniz biraz zor. Bu arada Technorati kullanıcılarının da büyük bölümü Firefox kullanıyor.

Netice olarak, kitlelerin neleri aradığı, nelerin peşinde olduğu bilgisi trafiğini artırmak isteyen blog yazarları açısından çok önemli ama iki şey trafiğinizi etkin biçimde artırmanıza engel: 1. Ürettiğiniz içeriğin arama motorlarında hızlıca çıkmasını sağlamak imkansıza yakın zorlukta ya da bunu gerçekleştirmek için bugün çalışmaya başlasanız kafadan bir yıl yolunuz var. 2. Hızlı biçimde sonuç alabileceğiniz belli bir kitleye hitap etmek üzere özelleşmiş arama motorları var ancak bu sitelerin kullanıcıları ciddi oranda reklam körü.

Habertürk’e Elini Veren Kolunu Kaptırıyor

12 Haziran 2007 Salı 04:24, Osman Seyit Börütecene

Türk basınının web siteleri kelimenin tam anlamıyla iğrenç. İçlerinde eli yüzü düzgün tek web sitesi Sabah‘ınki.

Başta Habertürk olmak üzere hepsine zırhlarımı kuşanarak giriyorum: flashblocker, noscript, adblock, target killer, refresh blocker. Oysa ben normalde flash engellemeyi, reklam engellemeyi seven biri değilim.

Şu anda Habertürk’ün anasayfasında sağ tarafta reklam yok, sanırım Ufuk Güldemir’in ölümünün hatırına anasayfanın sağına reklam almamışlar. Bu nedenle bahsedeceğim şeyi iç sayfalardan herhangi birine girerek test edebilirsiniz.

Habertürk’ün içeriği tarayıcı ekranının soluna dayalı. Günümüz monitörlerinde çözünürlüğün yüksekliğini hesaba katarsak sayfanın sağ tarafında boşluk kalıyor. Tabii tarayıcıya tüm ekranı kaplattırdığınız zaman ortaya çıkan büyük ekran görüntüsünden bahsediyorum. Bu ekranda, sayfanın sağındaki boşluğa dikey banner konmuş. İyi bir reklam alanı. Ancak mouse’unuzu oralarda bir gezdirirseniz göreceksiniz ki banner’ın linkinin tıklanabilir alanı tarayıcı ekranının en sağ köşesine kadar uzatılmış. Ben evvela bunun sadece Firefox ve benzer tarayıcılarda böyle göründüğünü sanıyordum. Bugün Interner Explorer’da sayfayı görüntüleme fırsatım oldu. Bu durum orada da aynı. Şimdi böyle bir şeyi hedeflemeden ve özel olarak çaba sarfetmeden yapamazsınız.

Ben eminim bu teknik reklam tıklanma oranlarını en az üçe katlıyor. Habertürk’ü her ziyaret edişimde o reklamın beni götürmek istediği yere yanlışlıkla sayısız kere gittiğimi hatırlıyorum.

Bu çok büyük bir ayıp. Ticari ahlaka sığmıyor. Topluma bir artı değer sağlamıyor. Kandırıkçılığın diğer adı bu. Hiçbir mazereti olamaz.

Maya Takvimi ve Maya Kehanetlerine Devam

12 Haziran 2007 Salı 01:32, Osman Seyit Börütecene

Bu konuda daha fazla yazacağımı söylemiştim.

Yazılanları beğenmeme sebebim, bu konu hakkında yayınlanan sayısız makalenin ya kendisinde ya da yapılan yorumlarda olaylar güzel güzel anlatılırken mutlaka iki paragraf sonra konunun metafizik olan herşeye yönelmesi. Maya kehanetlerinden, bilinç dönüşümünden bahsederken konular bir anda birbirine karışıyor. Bilgi almak isteyebilecek herkesin kolaylıkla reddedebileceği, “hadi lan olur mu öyle şey” diyebileceği raddede bir karışmaktan bahsediyorum.

Evvela sıkı bir özet geçmek lazım.

Efendim Maya kehanetlerinden ve Maya takviminden yola çıkılarak 2011 ya da 2012 yılında bilinen dünya düzeninin sona ereceği ve gezegen sakinleri olarak yeni bir çağa adım atacağımız. Bu yeni çağdan kasıt bilincimizin kozmik seviyeye erişeceği.

Bilincin kozmik seviyeye erişmesinden kısaca şunu anlamalıyız: Başlangıçta bilinç seviyemiz birey olarak kendi ihtiyaçlarımıza yönelikti. Sonra hane halkı da işin içine girdi. Bir süre sonra içinde yaşanan topluluğa dair bir bilinç oluştu. Kabileler, aşiretler, büyük aileler bu topluluk bilincine örnek gösterilebilir. Bir şirketin çalışanları, bir köyün sakinleri, bir okulun mensupları gibi gruplandırmalar bu bilinç seviyesine örnek gösterilebilir.

Daha sonra içinde yaşadığımız şehir, içinde yaşadığımız ülke vb. biçimde bir millet bilinci dönemine girdik. 18. yüzyılda başlayıp aşağı yuları günümüze kadar süren böyle bir bilinç seviyesi var. Günümüzde ise (diyelim ki son 5 - 50 yıl) millet bilinci seviyesinden gezegen bilinci, güneş sistemi bilinci seviyesine zıpladık. Şimdi artık sadece kendimizle, ailemizle, mensubu olduğumuz herhangi bir cemaatle, yaşadığımız şehirle, ülkemizle değil; yaşadığımız dünyayla (küresel ısınma, küresel ticaret, dünya barışı), yaşadığımız güneş sistemiyle ve içinde bulunduğumuz galaksiyle (hubble teleskobu) de ilgileniyoruz.

Deniyor ki bundan sonraki adım, 2012 yılından itibaren kozmik bilinç seviyesine ulaşmak ve içinde bulunduğumuz evrenle bütünleşmeyi yaşamaktır.

Eğer bu gelişmelere somut örnekler arayacak olursak son 10 yılın akıl almaz değişimlerine bakabiliriz.

Şimdi sorabilirsiniz ki kozmik bilince geçeceğiz ama bunun Maya takvimiyle alakası ne? Neden 2012 (sayın yılmaz neden mizah)?

Maya takviminin şimdiye kadar gösterdiği dönüm noktaları ilginç zamanlara denk geliyor:

Konuşmanın başlangıcı (dil ile anlamlı kelimeleri seslendirerek haberleşme), yazının bulunması, matbaanın bulunması, internetin yaygınlaşması bu dönüm noktalarından. Bu dönüm noktalarında hep keskin ilerlemeler gerçekleşmiş. Dolayısıyla 2012 yılı itibariyle de kozmik bilinç seviyesine erişmemiz Maya takvimindeki bir dönüm noktasıyla örtüşen bir görüş.

Peki yine de neden Maya takvimi, neden Maya kehanetleri ve neden kozmik bilinç? Ben daha dün yediğim yemeği hatırlamıyorum, kozmik bilinç benim neyime diyenlere cevaplar yine ilerleyen günlerde…

Güzellik, Zeka, Derin Uyku ve Sağır Oda

11 Haziran 2007 Pazartesi 14:47, Osman Seyit Börütecene

Sağır Oda final bölümüyle izleyenleri şaşırtmakla kalmadı aynı zamanda hayal kırıklığına uğrattı.

Ben çok hayal kırıklığına uğramadım, böyle bir finalin kokusunu almıştım bir önceki bölümden. Sağır Oda‘yı daha evvel başka bir yazımda değerlendirdim, Onları tekrar etmeyeceğim. Sembolizm hakkında da fikirlerimi belirtmiştim. Buradan yola çıkarak önemli bulduğum birkaç noktanın altını çizmek istiyorum.

Sağır Oda belli ki işin ikinci yarısından sonra ciddi bir maddi sorunla karşılaştı ve dizi oyuncuları eriye eriye bugünkü noktasına geldi.

En başından söyledim, Sağır Oda’yı Kurtlar Vadisi ile karşılaştırmak çok büyük bir hataydı. Sağır Oda, Kurtlar Vadisi’nin hitap ettiği kitleye göre çok karmaşık bir dizi.

Bu nedenle de yayınlanması için Kanal D’nin seçilmiş olması da yanlıştı. Sağır Oda büyük bir sabırla CNBCE gibi bir kanalda yayınlanmalıydı. Kurtlar Vadisi hayranları bu diziden haberdar olmamalıydı. Sağır Oda yapımcıları aksiyon görmek beklentisini karşılamak zorunda kalmamalıydı.

Bence Sağır Oda işi yine iyi kıvırdı. Bu kıvırmada yapımcıların zeka ve fiziksel güzellik seviyesinin etkili olduğunu düşünüyorum. Aşırı pratik davrandılar. Ben buradan şu kokuyu aldım: Bir organizma hem güzel (yakışıklı da denebilir) hem de zeki olursa toplumsal hayat o organizma için daha kolay olur ve o organizma bu kolaylık çerçevesinde derin bir uykuya dalar. Doğanın kendisine verdiği nimetler sayesinde bu uyku sırasında bile birçok sorunu başından savabilir.

Ama tabi dizi yapımcısıysan bu kurallar geçerli olmayabilir. Yanlış kitleye hitap etmek böyle birşey.

Şu HDR Dedikleri

11 Haziran 2007 Pazartesi 14:38, Osman Seyit Börütecene

Hakkı Ceylan HDR hakkında merakımızı gideren bir yazı yazmış.

Hayvan Gibi Yaşamak

11 Haziran 2007 Pazartesi 03:02, Osman Seyit Börütecene

Saatlerdir ne yazsam diye düşünüyorum. Elimde konu olmadığından değil, üzerine yazacak yığınla şey var ama insanların bir Pazartesi sabahı okuyacakları tarzda, haftalarını aydınlatabilecek, Pazartesi sendromunu hafifletecek, anlam ve mesaj değeri gerçekten yoğun birşey yazmak istediğim için düşünmek saatlerimi aldı.

Az önce aniden buldum. Anlatmak istediğim birçok şeyi en iyi yansıtacak başlığı buldum. Yazı başlıkları bazen yazmaya başlayıp gerisini getirebileceğiniz, çözmeniz gereken bir düğüm gibi.

Geçen hafta Maya takvimi ve Maya kehanetleri ile ilgili bir konuşma dinlediğimi yazmıştım. Son bir iki gündür de TSK’nın açıklamaları, artan terör, barışa duyulan özlem, iktidar partisinin paniği ve tüm bu konular hakkında yapılan yorumlar bende birkaç önemli kelimeye dair soru işareti uyandırdı.

Bu kelimelerden bazıları; erdem, etik, maneviyat.

Az önce ise hayvanları düşünmeye başladım. Onları örnek almalıyız. Toplumda geniş bir kitleden ilgi ve itibar gören kişilikleri bir düşünün. Çoğu için hayvan benzetmesi yapılabilir. Bu konuyu belli bir noktaya kadar ironi meselesi de yapabiliriz ama benim aklım orada değil.

Burada hayvana benzetirken bir insanın, bir organizmanın sadece belli birkaç şeye programlı olduğunu ve bu hedeflere ulaşmak için yapması gerekenleri yaptığını, başka da birşey yapmadığını düşünerek yazıyorum bunları.

Örneğin dünyanın en önde gelen, en başarılı iş adamları hayvan gibidir. Belli bir amaçları vardır ve bu doğrultuda çalışırlar. Bu bağlamda şuurları zayıftır, ya da daha doğrusu genel bir algıya sahip değildirler. Genel bir algıya sahip olup etrafta ne olup bittiğini sezebilmek yerine hedeflerine ulaşmak için gereken miktarda algıya sahiptirler.

Bu sayede maddi anlamda başarı kazanır ve zengin olurlar. Ne zaman ki hayvanlıktan çıkıp biraz insani değerlere bulaşırlar, o zaman çoğunun batağa saplandığını görürüz.

İş adamları günümüz dünyasında hala çoğunlukla erkekleri içeren bir örnek. Kadınları içeren örnekler için ise mankenleri, modelleri, ve güzellik yarışmalarında dereceye girenleri ele alalım. Dikkat edin onlar da hayvan gibidir. Hedef ne ise ona yönelirler.

Verdiğim örnekte bahsettiğim insanların ortak özellikleri tıpkı hayvanlar gibi sadece ihtiyaçları olan şeyi almak konusunda hareket etmeleri ve bu uğurda her şeyi yapabilmeleridir. Amaçlarına ulaşmak için şiddete başvurabilirler. Çevreye zarar verebilirler. Ancak onlar da hayvanlar gibi sadece ihtiyaçları doğrultusunda kırar döker ve zarar verirler. Bunu yaparken de sadist bir zevk almazlar. Çünkü bir şey hissetmezler.

Başarılı bir iş adamı sevdiği biri ölünce üzülüp ağlayabilir. Ama önüne gelen kağıt üzerinde 5000 sayısının üstünü çizip yanına 2000 yazar ve sayıyı bu biçimde düzeltirken bu sayının kaç insan sorusunun cevabı olduğunu düşünmez ve bu konuda birşey hissetmez. Böylece 3000 kişi işinden olur, bunların çevrelerindeki ortalama iki üç kişiyi de eklersek en az 10.000 kişiyi etkileyecek bir işten çıkarma kararını verirken titremezler. Titrememe sebepleri kötü insanlar olmaları değil, bu konuda birşey hissetmemeleridir.

Güzellik yarışmasına katılacak olan bir kadın ya da daha çok iş almak isteyen bir manken bedenini ve ilişkilerini bu amacı doğrultusunda kullanmak için elinden geleni yapar ve birşey hissetmez. İçgüdüleri ona başarıya giden yolu gösterir ve o da o yoldan yürür.

Bakın burada bunlar tam anlamıyla birer hayvandır derken ne iyi bir mana yüklüyorum hayvanlığa ne de kötü bir mana. Tek söylediğim şey bu insanların görevleri doğrultusunda yapmaları gereken şeyi yaptıkları. Tıpkı hayvanlar gibi.

Ve buradan çıkartılacak dersler var hepimiz için.

Bunlardan en önemli olanlarından biri, etrafımızdaki her konuda iyi / kötü ayrımı yapıyor oluşumuz. Bu fazla düşünmekten kaynaklanan bir hata. Kendimize ve bize benzeyenlere insan adını vermiş olmamızdan ve bu isme bazı manalar yüklemiş olmamızdan kaynaklanan bir hata bu.

Hem üzerine kalın bir kitap yazılabilecek bir konu seçip hem de bu konuyu bir Pazartesi sabahı birileri okusun da iyi bir hafta geçirsin diye alelacele yazıya dökmek aynı kaba sığdırılabilecek birşey değil elbette ama ben yine de yazdım.

Bu yazıyı empatizedelere ve hayvanlar kadar kusursuza yakın olamayan herkese ithaf ediyorum. Eğer size birşey ifade etmediyse bir de gönül gözünüzle okuyun.

Aradaki Yedi Fark

9 Haziran 2007 Cumartesi 21:56, Osman Seyit Börütecene

Pilaki muhteşem bir Petek Dinçöz kolleksiyonu yapmış, dört video arasındaki yedi farkı soruyor. Ben hala bulamadım.

Internet Explorer Kullanıcılarına Benden Yepyeni Bir Hizmet

9 Haziran 2007 Cumartesi 13:50, Osman Seyit Börütecene

Artık bu blogu ziyaret eden Internet Explorer kullanıcıları versiyonları ne olursa olsun Google Bağlantı Reklamlarını da görebilecekler.

Sunucu tarafında hazırladığım bir Internet Explorer tanıma sistemiyle artık okurlarımdan ie kullananlar daha fazla Google reklamının tadını çıkartacaklar. Tarayıcıyı tanıma sistemi sunucu tarafında olduğu için Internet Explorer dışındaki tarayıcıları kullananlar bu reklamları kaynak kodlarında bile göremeyecekler.

Halka hizmet Hakk’a hizmettir.

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar