alemlerin aslı hayaldir
Mehmet Doğan‘ı oluşturduğu Türkçe içerik açısından hep takdir ederim. Birçok web çalışanının harcamadığı bir emek ve çaba harcayarak iki yıldan uzun bir zamandır sektöre dair değerli görüşlerini, eleştirilerini yazar. Bir yandan da, okuyan herkesin birşeyler anlayabileceği ve kendini geliştireceği türde makaleleri vardır.
Ancak bazen, Mehmet Doğan’ın iyi niyetli öfkesine yenik düştüğünü düşünüyorum. Sitesindeki başka örneklerde de olduğu gibi, yine iyi niyetle sinirlendiği bir anda Çürük Web Tasarımcısı başlıklı bir yazı yazmıştı. Kendisinin bu iyi niyetli öfkesine yenik düştüğü yazılarından biri olsa gerek ki, bu yazısına eklediği bazı maddeleri biraz baştan savma ve az düşünerek yazmış. Böyle yazıldığını düşündüğüm maddeleri nedenleriyle aşağıya ekledim.
2. Eğer önceden belirlenmiş bir web tasarım fiyat listesi varsa
Şirketlerin ticaret ahlakını terketmeden ayakta kalabilmelerinin tek yolu satış yapabilmektir. Satış, ciddi bir satış ve pazarlama kabiliyetini ve çabasını gerektirir. Bu kabiliyet ve çaba merkezinde en önemli ögelerden biri müşterinin güvenini sağlayabilmektir.
Müşterinin güvenine dair en çarpıcı ve yaygın örneklerden biri, yanlarında fiyat yazmayan menülere sahip olan restoranlardır. Bu konunun toplum tarafından nasıl algılandığına dair örneklere bakalım.
Mehmet Doğan’a fiyat listesi amatör görünmüş. Olabilir, ben de az evvel web tasarımcısı ile restoranları karşılaştırmaktan hoşnut değilim zaten. Ancak ticari bir iş yapmaya başladığınız anda neyin fiyatının ne olduğu üzerine bir politika oluşturmanız çok önemlidir. Fiyat listesine sahip olmak bir profesyonelliktir. Mehmet Doğan’ın burada ne demek istediğini anlamıyor değilim, hangi sitelerden bahsettiğini çok iyi anlıyorum ve kendisine hak vermemek de elde değil. Ama iki yılı aşkın bir süredir sektörle ilgili çok faydalı, değerli yazılar yazan; birçok kişinin güvenini kazanmış birinin böyle şeyler yazarken daha dikkatli davranması hatta daha fazla detaya yer vermesi gerekir. Bunu okuyan birçok acemi ya da amatör ya da sektöre yeni adım atmış şahıs ya da firma buna güvenerek fiyat politikasında gizlilik yoluna gidebilir. Bu noktada yazılanlar yarardan çok zarar oluşturur.
8. Web tasarım şirketinin logosu ya da sloganı içinde “ucuz” kelimesi yer alıyorsa
Kendi sitemin iş bölümünde de belirttiğim gibi “ucuz etin yahnisinden hayır gelmez” ve “ucuz mal alacak kadar zengin değilim” görüşlerini benimseyen biriyim. Ancak bu madde, eğer yanına yeterli açıklama getirilmezse yine bir önceki gibi yanlış anlaşılmaya çok açık olur. Web sektöründe yolda görsem eğilip almaya tenezzül etmeyeceğim kalitede işlerin fiyat sebebiyle satılmasına ben de karşıyım. Yine de, satış ve pazarlama ahlakı çerçevesinde eğer rakipleriniz 10.000 YTL’ye rahatlıkla malolabilecek bir işi 30.000 YTL’ye satıyorlarsa o zaman kendi fiyatlarınızın makul seviyesini anlatabilmek ve bunun iletişimini kurabilmek için bazı kelimeleri kullanmak mecburiyetinde kalabilirsiniz.
9. Aradığınızda telefonlara annesi cevap veriyorsa
Bu cümleyi kuran biri HP, Amazon, Google gibi çalışmalarına amatörce ve evden başlamış olan şirketlerin nerede yanlış yaptıklarına bir açıklama getirmek zorundadır.
Mehmet Doğan bu noktada profesyonellikle imaj danışmanlığı arasındaki farkı kaçırmış durumda. Web tasarımı gibi üretici şahıs ve firmaların belirsizlikler denizinde yüzdüğü bir ortamda öncelikli olan ortaya konan işin kalitesi olmalıdır, aradığınızda telefonlara cevap veren kişiye kaç para verdiğinizde değil.
14. Tasarım portföyü, amcaoğlunun hırdavatçılık şirketinin websitesinden oluşuyorsa
Buradan anlıyoruz ki, hırdavatçılık web tasarımını hak etmeyen, etse de oluşturulacak web sitesi pek kaliteli ve albenili olmayacak, kimseye bir prestij kazandırmayacak bir sektördür.
Web tasarımı yapabilen biri portföy oluşturmaya hırdavatçılık yerine borsacılık, bankacılık, hollywood gibi prestij sağlayabilecek bir sektörden başlamalıdır.
Hırdavatçılık sektörü gibi bir sektörde kullanabileceğiniz ne gibi bilgiler olabilir ki bilgi mimarisi ve bilgi tasarımı hünerlerinizi gösterebilesiniz?
17. Pazarlama dendiğinde aklına ilk gelen şey, üniversite yıllarında sattığı t-shirtler ise
O kadar yanlış bir yaklaşım ki… Üniversite yıllarında tişört satmak çok ciddi bir pazarlama deneyimidir. Bunu hafife alan biri pazarlama konusunu detaylarıyla okuyup incelememiş demektir. Bu bir, ikincisi; web tasarımcısı bu noktada süpermen olarak algılanmış, pazarlama bilgisine ve pazarlama nosyonuna elbette sahip olması gereken web tasarımcısının amerikan modeli bir pazarlama gurusu olması gerektiği gibi bir anlam vurgulanmıştır. En azından yazının başında bahsettiğim iyi niyetli öfke nedeniyle konu yeteri kadar detaylandırılmamıştır.
Örnekler çoğaltılabilir ancak ben anafikri ve eleştirilerimin nedenini iyi kötü verebildiğime inanıyorum. Toparlamak gerekirse, iletişim sektöründe öfkeyle kalkan zararla oturur. Eleştiri yaparken son derece özverili olmak ve öfkeyi yutmak gerekir. Sadece tek bir yazı olsa belki yine bunu ele alıp eleştiri yazmak yoluna gitmezdim ancak Mehmet Doğan’ın Aman Kimse Uyanmasın başlıklı son yazısı da benzer bir iyi niyetli öfkenin izlerini taşıyor.
Bu noktada kendime de bir öz-eleştiri getirmem gerek. “İyi niyetli öfke” diye bir terim ortaya atıp bunun üzerinden eleştiri yapmak iyi güzel de, Mehmet Doğan’ın sitesi dediğim Altı Üstü Tasarım kişisel bir blog‘dur. Dolayısıyla Mehmet Doğan kendi kişisel blogunda istediği makama istediği gibi öfkelenme hakkına sahiptir. Kaldı ki, Mehmet Doğan bütün bunları yazarken asla genel ahlak, görgü ve saygı kuralları dışına çıkmamış; eleştirilerini gayet medeni bir biçimde dile getirmiştir. Dolayısıyla benim kendisine getirdiğim eleştiriler bir fikir çatışması seviyesinde anlaşılmalı ve öyle ele alınmalıdır.
Bugün dünyanın heryerinde ele alınacak konular Saddam Hüseyin’in idam edilmesiyle gölgelendi. Günün en çok konuşulan haberi bu oldu, muhtemelen ilerleyen günlerde de böyle olacak.
Saddam’ın idamına dair, yargılanmasına dair, Irak’ın geleceğine dair haberleri ve yorumları zaten heryerde bulabilirsiniz. Ben, bu haberin değerlendirilme biçimine değinmek istiyorum.
Sabahtan beri Türkiye ve Dünya basınını takip ediyorum. Dikkatimi çeken en önemli şeylerden biri, Saddam’ın idam edilmeden önceki halinin tasfiri. Herkes büyük bir iştahla, salyalarını akıtarak Saddam’ın ölmeden birkaç dakika önceki korku dolu yüz ifadesinden bahsediyor. Neredeyse herkes bu korku dolu ifadeyi konuşuyor, eleştiriyor.
Sanırım herkes daha güçlü bir Saddam bekliyordu. Belki de ip boynuna geçirilirken celladın yüzüne tükürecek, “yaşasın ırak, kahrolsun amerika” diye bağıracak falan filan. Ama anlatılanlara göre böyle olmamış. Bunun yerine Saddam korkuya kapılmış.
Şimdi bakın, bu bir haber değeri taşımıyor arkadaşlar. Birkaç dakika sonra öleceği kesin olan birinin yüzünde korkuya dair bir ifade taşıması açıkçası hiçbir haber değeri taşımıyor. Haber değeri taşıyacak şey bunun tam tersi olurdu. Mesela Saddam ipi boynuna kendisi geçirseydi bu gerçekten konuya dair bir haber değeri taşırdı. Ama bir adam “asılarak idam edilmeden birkaç dakika önce korku dolu bir ifadeyle bakıyordu” cümlesi gerçekten bir haber değeri taşımıyor.
Peki neden bütün dünya bu birkaç dakikayla ilgileniyor. Sanırım bunun cevabı bazı çocukluk oyunlarımızda saklı. Kız ya da erkek, fakir ya da zengin, eğitimli ya da eğitimsiz farketmeden doğduğumuz andan beri ölüm ve yaşam kavramlarıyla, bir insanın bedeninin içinde nelerin olup bittiği kavramlarıyla derinden ilgilendik. Birçoğumuz, evde yakaladığımız böcekleri ya da örümcekleri pencereden atmak yerine ölümlerini izlemeyi tercih ederiz.
Bu cümleleri kimseyi suçlamak adına kurmuyorum ben. Saddam suçluydu, binlerce veya onbinlerce değil, açıkçası çeşitli uyruklardan yüzbinlerce kişinin ölümünden sorumluydu Saddam. Yargılanması adil veya değil, verilen ceza insani ya da değil, şu anda bunu irdelemiyorum.
İrdelediğim şey, bugün Saddam’ın idamıyla ilgili haber değeri taşıdığı düşünülen o birkaç dakika.
Geleneksel medyalardan internete geçiş süreci devam edecek. Özellikle Türkiye’de, 2006 yılında dünyada olan şeyler olacak. Aşağı yukarı 1 yıl geriden takip etmek suretiyle, alıştığımız medyalar olan TV ve gazeteler arasında nisbeten kaliteli olanlar ayakta kalacak, diğerleri yavaş yavaş gözden kaybolacaklar. Kaliteli dergiler, TV’ler ve gazeteler internet’i tamamlayan unsurlar olarak hayatımızda yerlerini koruyacaklar.
Enflasyonun düşmesinin etkisi artarak sürmeye devam edecek. Parayı nereden kazanacağını şaşıran bankalar ve büyük ölçüde enflasyon muhasebesi sayesinde artı değer yaratan şirketler (otomobil galerileri ve benzeri) kapanmaya devam edecek. Son beş yıldır gittikçe artan bir hızla gördüğümüz üzere, sosyete olarak tabir ettiğimiz kesimden enflasyon muhasebesi üzerine yaşamlarını kurmuş olanlar daha da büyük bir hızla magazin programlarından ve magazin dergilerinden kaybolacaklar.
Doğan Holding, Doğan Medya ve Medyanet aracılığıyla Türkiye’nin çok ziyaretçi alan web sitelerini satın almak isteyecek. Bunlar büyük ihtimalle pilli.org ve takımı, ekşi sözlük, Medya Eteği ve bunları takip eden yüksek trafikli ama trafiğin kaliteli olduğu yani ziyaretçilerin çoğunlukla b1 ve b2 ses gruplarından olduğu web siteleri olacak.
2007 yılında büyük ihtimalle Türkiye’de kullandığımız internet bağlantısının da kalitesi artacak. 2007 sonuna gelene dek internet hızının standart olarak en az 2MB olacağını öngörüyorum. Bu durum, internet üzerinden sesli ve görüntülü haberleşmeyi artıracak, çok ciddi biçimde teşvik edecek. Cep telefonu operatörleri Turkcell, Telsim ve Avea bu durum karşısında zor anlar yaşayacak. Amerika’yı ve Avrupa’yı örnek alsalar iyi olur. Bunlar arasında vodafone bağlantısı sayesinde telsim zorluğu daha kolay atlatacak diye tahmin ediyorum. Turkcell ve Avea ise büyük ihtimalle psikolojik savunma mekanizması olarak reddetmeyi ve görmezden gelmeyi tercih edecekler. Bu reddetme çok uzun sürerse 2008 bu iki cep telefonu operatöründen birinin sonu olabilir.
(sürecek)
Bu aralar herkes 2006 yılı üzerine blog yazıları yazıyor, dünyanın dört bir köşesinde. Ben de 2007 yılında neler olacak, bunlar üzerine yazmaya karar verdim. Yalandan Kehanetten kim ölmüş?
2007, Windows işletim sistemi için sonun başlangıcı olacak. Şimdiye kadar bilgisayar satın alırken istesek de istemesek de bize mecburen sattıkları windows xp 50YTL ile 150YTL arasında bir artı maliyet oluşturuyor ve yeni bilgisayar satın alan biri için gözden çıkarılabilir görünüyordu. Ya da en iyi ihtimalle işletim sisteminin zorla satıldığı üzerine bir fikri yoktu. Şimdi Windows Vista piyasaya çıkıyor (Ocak 2007). Eğer yeni bilgisayarlarla beraber windows xp için yaptıkları gibi windows vista satmaya kalkarlarsa bunun fazladan maliyeti 300YTL - 400YTL arasında bir tutar oluşturacağından hiç kimse bunu görmezden gelemeyecek. Üstelik de Linux gibi dev bir alternatif varken.
Bu arada elbette Microsoft “yeni bir bilgisayarla satın alınan işletim sistemi olarak Windows Vista” adı ile bir versiyon yaratıp bu maliyeti düşürebilir ancak kimse ilk başta açıklanan minimum Windows Vista fiyatının 240$ olduğunu unutmaz. En azından burada yazıyor olacak.
Bu iş, işletim sistemini satabilmekle bitmiyor. Bunun ofis serisi var, yıllık destek anlaşması var (yazılımların çıkarttığı /çıkartabileceği sorunlardan kaynaklanan). Tabii ki Microsoft, insanları Vista’yı satın almaya zorlamazsa işler daha kolay olur. Ama o zaman nasıl satacak?
Her neyse, bunu onlar düşünsün. 2007 yılı Türkiye’de Windows işletim sisteminin sonunun gelmesinden çok çok daha önemli olaylara sahne olacak.
Çok büyük bir ihtimalle Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’ne çıkacak. Bu konu medyada 2007′nin ilk altı ayı boyunca tartışılacak, Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olduktan bir iki ay sonra konu unutulacak ve herkes gündelik dertlere dönecek. Büyük bir ihtimalle Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ile beraber eğer genel seçimlerde AKP sandıktan tek başına iktidar olarak çıkmazsa, Türkiye’yi birkaç yıl sürebilecek bir siyasi durgunluk dönemi bekliyor. Eğer genel seçimlerde sandıktan AKP tek başına iktidar olarak çıkmazsa işler daha da karışık ama belki daha hızlı ve hayırlı bir hal alabilir. Hayır hayır, ben Türk gazetelerinin köşe yazarlarından değilim ve darbe çığırtkanlığı falan yapmıyorum. Ben konuya olumlu ve ılımlı yaklaşıyorum ve bir insan olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın bu derece istenmeyen adam olmaya dayanamayacağını ve koltuğu insan gibi terkedeceğini hayal ediyorum.
2007′de gerçekleşmesini beklediğim bir başka siyasi konu ise Yaşar Nuri Öztürk’ün kurduğu Halkın Yükselişi Partisi’nin hatırı sayılır bir oy ile meclise girmesi. İyimser yönüm Yaşar Nuri Öztürk’ü başbakan olarak görmek istiyor. Gerçekçi yönüm ise Halkın Yükseliş Partisi’nin 2007-2012 yılları arasında ana muhalefet partisi olacağını, kötümser yönüm ise 10 - 50 arası bir koltuk sayısı ile meclisteki en küçük parti olacaklarını söylüyor. Yani her durumda 2007 yılında Yaşar Nuri Öztürk’ü ve kurduğu partiyi bol bol göreceğiz.
(sürecek devamı)
Bu sitede bloglar hakkında sıkça yazıyorum çünkü dünyanın içinde bulunduğu değişim baş döndürücü bir hızla ilerliyor ve blog dünyası da bu değişim içerisinde rolünü oynayan önemli aktörlerden biri.
Matbaa icat edileli yaklaşık yarım binyıl oldu. Matbaa bize kitapları daha hızlı üretmemizi ve daha yaygın kullanmamızı sağladı. Kitaplar hakkında konuşurken onlar için bazen şu benzetmeyi yaparız; kitaplar sayesinde yüzlerce yıl evvel yaşamış biri karşınızda oturup konuşuyormuş da siz onu dinliyormuşcasına bir iletişim yaşayabilirsiniz. Bugün aynı şey bloglar için geçerli. Bu sefer kurumsal bloglardan bahsetmek istemiyorum, bizzat kişisel bloglardan bahsetmek istiyorum çünkü kitaplardan bu yana bloglarda farklılık yaratan önemli birşey de kişisellik.
Kişisellik derken birçok kişisel blogda okuyabileceğiniz “bugün hamburger yedim”, “ayşe beni öptü”, “kurtlar vadisi süper bir dizi” gibi kişisel zevklerden oluşmuş blog yazılarını kasdetmiyorum, elbette onlar da çok önemli, sıcak, samimi şeyler. Ama üzerinde durduğum konu daha ziyade bir insanın (bir delikanlı kolay yetişmiyor der gibi olacak bu
) deneyimlerini, sevdiklerini, sevmediklerini, bunların sebeplerini okuyabilmek. Bu, bir insanın hem içgörü kazanmasını hızlandıracak birşey hem de hayata dair tecrübesini pekiştirecek birşey.
Yine de, bugün blog dünyasını incelediğimde görüyorum ki gerçekten artı değer yaratabilecek hayat deneyimini okurlarına aktarabilen ya da aktarmayı akıl edebilen blog yazarı azınlıkta. Herkes kendi başına özel bir içerik yaratmaktan ziyade cool olduğuna kanaat getirdiği hatta toplumun cool olduğuna kanaat getireceğinden emin olduğu şeyleri yazmak peşinde. Bunun sebebinin kişinin toplum psikolojisi içerisinde eriyip gitmesine bağlıyorum. Bu salt online dünya için geçerli birşey değil, binlerce yıllık insanlık tarihinde bu zaten hep olmuş.
Bir diğer yandan da, eminim ki bir gün bu zincir kırılacak ve daha fazla insan kendi deneyimlerinden ve düşüncelerinden bahsedecek. O zaman daha zengin bir yazılı basın - online medya vs. deneyimi yaşıyor olacağız. Bu deneyimin hayata geçebildiği yerlerden biri de hiç şüphesiz Ek$i Sözlük‘tür. Ancak orada da özel içerik yaratanlar her zaman tepkiyle karşılaşır. Farklı olan tarafı ise birçok örneğe oranla daha fazla sayıda cesur insanın / yazarın barındığı bir yer olmasıdır.
Bir örnekleme; insana, topluma, doğaya dair birşeyler düşündünüz diyelim. Birşeyler keşfettiniz ve bu hoşunuza gitti. Bunu paylaşmaktan çekinmeyin. Ayrıca bunları paylaşmak için şimdiye dek içinde yaşadığımız dönemden daha uygun bir dönem hiç olmamıştı. Bloglarımızı sağdan soldan ilgi çekeceğinden emin olmaya çalıştığımız alıntılarla doldurmak yerine iyisiyle kötüsüyle, ilginç olsa da olmasa da kendi özel içeriklerimizle sunmalıyız.
Blog yazarlarına sesleniyorum: Yazarken kendinizi daha ciddiye alın ve mümkün oldukça kendinizden, kendi içinizden içerik üretin. Bir süre sonra elde edeceğiniz güzel sonuçlara inanamayacaksınız.
Gelin interneti hep beraber temizleyelim. Daha doğrusu, en azından arama motorlarında çıkan sonuçlar açısından interneti daha temiz bir yer haline getirebiliriz. Tüm yapacağımız şey, kurallara uygun davranış sergilemeyen web sitelerini Google’a rapor etmek. Google’ın spam konulu şikayet sayfasında gerekli açıklamalar var.
Eğer hepimiz işin ucundan tutarsak; Atatürk arattığımızda çocuk pornosu çıkmasını, bazı web sitelerinin çok küçük harflerle veya arkaplan rengi ile aynı renkte görünmeyen yazılar kullanarak arama motorlarını kandırmaya çalışmalarını engelleyebiliriz. Bunun hem dünyada hem de Türkiye’de webin gelişimi açısından çok önemli buluyorum.
Günde sadece altı yedi dakikanızı ayırarak buna siz de katkıda bulunabilirsiniz.
Son günlerde, “açık kaynak nedir”, “açık kaynaklı yazılım ne demek”, “açık kaynak kullanırsam başıma iş açar mıyım” gibi sorular her zamankinden daha çok gündeme oturmuş durumda. Bunun sebebi açık kaynak ve açık kaynaklı yazılım modasının yurdumuza da sirayet ederek meraklıları daha da meraklı hale getirmiş olması. Önce çok çok kısa bir tanım yapalım ve sonra yolumuza devam edelim:
Açık kaynaklı yazılım, satın aldığınız yazılımın kaynak kodlarının size üzerinde istediğiniz değişikliği yapabileceğiniz biçimde serbest (özgür) olarak verilmesidir. Açık kaynaklı yazılım genelde ücretsiz olarak dağıtılan yazılımların gittikçe artan bir özelliği haline geldiğinden açık kaynaklı yazılım zaman zaman tamamen ücretsiz (bedava) yazılım zannedilmektedir. Ama açık kaynaklı yazılımda önemli olan ana unsur, yazılımın kaynak kodunun açık olması, size istediğiniz değişiklikleri yapma fırsatı tanımasıdır. Açık kaynaklı yazılım ücretsiz olabilir, belli bir para karşılığında herhangi bir ürün gibi satın alınabilir, bu onun açık kaynaklı yazılım olma özelliğini değiştirmez.
Bana göre açık kaynak bir yaşam tarzıdır ve yazılımla başlayıp her alana yayılma sürecinde olan toplumsal (sosyal) ve kültürel bir olgudur. Değişen dünya düzeni, yeni dünya düzeni gibi ağzımıza sakız etmeyi sevdiğimiz sözler arasında aslında çok çok önemli bir yer taşıyan açık kaynak felsefesi, gelecekte otomotiv, inşaat, ve benzeri birçok alanda yaygınca benimsenmiş olacak.
Açık kaynaklı yazılımın tüm dünyaya ne kadar çok zaman kazandırdığını bir düşünürseniz gerçekten değişen şeyin ne olduğunu anlarsınız. Akıllı ve kendini güncel tutan yazılımcılar, grafikerler, tasarımcılar açık kaynağın gücünden faydalanarak daha önce haftalar sürecek çalışmaları Amerika’yı baştan keşfetmelerine gerek kalmadan günler içinde bitirip teslim edebiliyorlar. Bu sayede hepimiz birçok şeyi eskisinden çok daha kısa sürede ve çok daha ucuza ediniyoruz.
Açık kaynaklı yazılım ve tasarımın günümüz dünyasında değiştirdiklerinden biri de fikir satışından ziyade emek satışını ön plana alması. Bundan yaklaşık on yıl kadar önce fikir üretip satmaya çabalayan insan sayısı bugüne oranla kat kat fazlaydı. İnsanın her zamanki akıl kutlaması eğilimi bir yana, “düşünüyorum öyleyse varım” sözünü “düşünüyorum öyleyse bana para verin” e çeviren bir zihniyetle çevrelenmiştik. Bugün açık kaynak sayesinde gerçek emeğe daha çok önem vermek gibi bir çizgiye doğru zorlanıyoruz. Ağır rekabet koşulları insanları düşündüklerini satmaktan ziyade ne kadar kaliteli emek üretebileceklerini anlatmak ve tanıtmak amacıyla kullanmalarını ve yaymalarını sağladı. Böylece kaliteyi yüzlerce hatta internet sayesinde binlerce, onbinlerce metre uzaktan çıplak gözle tanıyıp bunların arasından seçim yapabiliyoruz.
İnternet teknolojisinin yaygınlaşması insanlar arasında salt bilgi alışverişini değil aynı zamanda deneyim (tecrübe) alışverişini de canlandırdı. Bu sayede yalanlar azalacak, deneme yanılma yöntemiyle öğrenim gerçekten gerektiği yerler dışında kullanılmak zorunda olmayacak.
Bu anlattıklarım size bir yabancı dil gibi görünüyor olabilir, endişe etmeyin. Şimdi bir geçiş döneminde yaşıyoruz ve ne de olsa buna alışacaksınız ve öğreneceksiniz. Tabi bunu bireysel bazda söylüyorum, kurumsal bazda alabildiğine endişelenmekte haklısınız çünkü kurumsal manada kendinizi güncellemiyor ve bu yazılanları kurumsal anlamda manalı bulmuyorsanız o zaman birşeyler ters gitmeye mahkum olabilir.
Bu yazı, Web Sitesi Nedir, Nasıl Yapılır? 2 ve Web Sitesi Nedir, Nasıl Yapılır? yazılarının devamıdır.
Önceki yazılarımda kabaca bazı kavramları tanıtmaya çalıştım, şimdi biraz daha pratik bilgilere geçelim. Birlikte basit bir web sayfası nasıl yapılır buna bakalım.
Web tasarımı yaparken daima konu ön planda olmalıdır. Bu yüzden bir konu belirlememiz gerekiyor. Bugünlük konumuz psikoloji olsun. İhtiyacımız olan ilk ve en basit şeyler ana başlık, alt başlıkları ve metinler. Web sayfası yapmak demek, bu bilgileri webde yer alacak biçimde organize etmek demek.
Başlık: Psikoloji
Metin: Bu web sayfası psikoloji hakkındadır.
Alt başlık bir: Tanım
Metin: Zihinsel süreçler ve davranışlarla ilgilenen bilim dalı.
Alt başlık iki: Tarihçe
Metin: Psikoloji, insanoğlunun rüyaları inceleme arzusuyla başlamış; günden güne gelişerek günümüze kadar gelmiştir.
Alt başlık üç: Kullanım Alanları
Metin: Psikoloji ruh hastalıklarının tedavisinde, iş hayatında takım çalışmasının başarıyla uygulanmasında, sporda daha iyi sonuçlar elde edilmesinde, eğitimde daha başarılı olma çalışmalarında kullanılır.
Şimdi elimizdeki bilgileri bir web sayfası olarak düzenleyelim:

Gördüğünüz gibi, basit bir web sayfası böyle yapılıyor. İlerleyen yazılarda web sayfalarının içeriklerini renklendirmek ve görsel ögelerle zenginleştirmek üzerine çalışmaya devam edeceğiz ama şimdi neyi niçin yaptığımıza bakalım.
Ana başlığımızı h1 tagleri arasına koyduk, alt başlıklarımızı ise h3 tagleri arasında kullandık. Bunları kullanmayabilirdik, sadece font kalınlığı ve font büyüklüğü ile halledebilirdik işimizi. Günümüzde hala birçok web sayfası başlık yaparken bold ve font büyüklüğü özelliklerini kullanarak başlık yaratmaktalar. Böylece arama motorları bu satırın başlık olduklarını anlayamazlar. bu arkadaşların amaçları da bu olsa gerek. Ama biz yaptığımız işin arama motorları tarafından bulunmasını hatta arama motorlarına ait robotların sayfamızın konularını anlamalarını istiyoruz ki bizleri buna göre rakip sayfalarımıza oranla daha iyi yerlere yerleştirsinler.
Metinler ise p tagleri arasına yerleştirdik. İleride CSS kullanarak bu taglere değişik font, renk, ve başka görsel özellikler kazandıracağız. Bunları sınfılandırıp birbirlerinden ayırdedebilmemiz için (p class=”css_de_anlattigimiz_ozellik”) bir tag kullanmamız gerekiyor. Bunu da paragraf’ın p’sinden gelen p tag’i ile yapıyoruz.
Bu arada bir de yanlışımız var. Web sitemizin, browserların başlığında görünecek olan “title”‘ını “web sayfası yapıyoruz” olarak yazdık. Oysa sitemiz psikoloji üzerine ve biliyoruz ki “title” satırımız da bizi arama motorlarındaki amaçlarımıza daha çok yaklaştıracak olan bir bölüm.
Bir önceki yazıda nasıl link verileceğinden bahsetmiştim, nasıl resim yerleştirileceğinden de bahsetmiştim. Bir web sayfasına nasıl resim yerleştirilir, bir web sayfasına nasıl link ya da bağlantı konur, bunların da elbette detayları var. Ancak hepsinin bir öğrenim ve özümseme hızı söz konusu bu yüzden de aşırı hızlı gitmemek gerek.
Bu yazı da dahil olmak üzere son üç yazıyı tekrar inceleyerek ve çeşitli olasılıkları biraraya getirerek, deneyerek farklı sayfalar yapmaya çalışın. Bunları notepad üzerinde kaydederek browser’ınızda açabilirsiniz (browser derken; firefox, opera, konqueror, safari ya da internet explorer’ı kastediyorum).
Dün akşam StumbleUpon‘un yeni video servisinde TED Konferanslarından birinin videosunu izledim. Ardından birkaç video daha izledim. Bu videoları izlerken aklımdan geçenlerden biri şu oldu: Yıllardır televizyon izlemiyordum. Bir gün TV’nin yerini internet alacaktı, bunu biliyordum. Arkadaşlarıma bundan bahsediyor, konu hakkında iddialaşıyordum. İnsanların televizyon karşısında geçirdikleri zamandan çok daha fazlasını internet ve bilgisayar başında geçiren biriyim ve insanların televizyondan aldıklarının kat kat fazlasını alıyorum. Ancak dün gece videoları izlerken bir başka jeton düştü sanki.
BMW, TED Konferanslarına sponsor olmuş, videoların başında ve sonunda kısa BMW reklamları vardı. Reklamlar son derece güzel hazırlanmış ve insanı rahatsız etmiyor. Hiç televizyonda en sevdiğiniz şeyleri izlerken araya dalan reklamlar gibi değil. Bir diğer yandan, tv’deki gibi sesli ve hareketli birşey izliyorsun ama onu izlemeyi tamamen sen seçmişsin. Hem yıllar öncesinden alışık olduğumuz videoyu durdurup ihtiyaç molası verme opsiyonu var, hem de o videonun yanına notlar alma, anında üç beş arkadaşına yollama opsiyonu.
Şimdi neden bugün sanki ilk defa görüyormuşcasına ya da çok yeni bir teknolojiymişcesine internette video izlemek üzerine bunları yazıyorum? Çünkü 2006 yılı boyunca Türkiye’de internet konusunda hızlı bir gelişme yaşadık. Her ne kadar telekom servisimiz internette dünya standartlarını yakalayamadıysa da 2006 yılının sonuna geldik ve artık dünya ortalamasından biraz daha az gerideyiz geçmiş yıllara oranla. Videoları, sesleri, kısaca çeşitli internet yayınlarını kesintisiz izleme fırsatı buluyoruz.
Bir yandan da aklımı kurcalayan başka bir soru var, acaba tüm bu gelişmeler ülkemizdeki büyük medyanın kendisini internete biraz daha hazır hissetmesinden sonra mı gerçekleşti?
Şimdi başlıkta bir değişiklik yapalım: Televizyonun yerini internet aldı. Bu blogdaki ilk yazımda büyük bir iddiada bulundum, dedim ki bundan beş yıl sonra bugün, şu anda cep telefonu sahibi olan herkesin bir dizüstü bilgisayarı olacak. Herkes en sevdiği diziyi, tuttuğu takımın maçlarını, haberleri ve daha birçok şeyi (ki bunlara star yarışmaları da dahil, belgeseller de!) dizüstü bilgisayarlar üzerinden internet bağlantısı ile izleyecek. Şimdilik, evlerdeki internet bağlantımız ile izleyebiliyoruz birçok şeyi.
Eskiden olsa derdim ki, “yarın şöyle bir dünya bekliyor bizi, bu yüzden şunları şunları yapmalısınız, şu tedbirleri almalı, bu hataları yapmamalısınız”. Ama 2006 yılında edindiğim alışkanlıklardan biri de dünyaya hazır olmadığı herşeyi hemen sunmamak oldu. Sonra biri çıkıyor insanları azarlıyorsunuz diye yazılar yazıyor. Şaka bir yana, 2007′ye girerken bir yandan da “hem dediği hem yaptığı yapılan” bir hoca olmak en önemli hedeflerimden biri.
Bu yazım, her durumda yarım kalmak zorunda çünkü bu konu bir yazıya sığmaya zorlanmaması gereken bir konu. Sırada “gazete>radyo>tv>yeniden radyo>yeniden gazete” dönüşümünde olduğu gibi “tüm medyalar>internet” dönüşümünün ne halde olduğunu ve bundan nasıl faydalanabileceğinizi anlatmak var.
Bir süredir Google’ın adsense programını kullanırken reklamların yanına yerleştirilmiş resimlerle karşılaşıyorduk. Google, yakın zamana kadar bu konuda çok sayıda soru almasına rağmen net ve resmi bir yanıt vermemişti. Şimdi artık bu cevaba sahibiz. Google, adsense kutularının yanına resim konulmasının geçersiz klik yaratacağını açıkladı.
Aslında bu soru uzun süre cevapsız kalmış sayılmaz çünkü Google Adsense Kuralları açıkça diyor ki, tüketiciyi/ziyaretçiyi yanıltan uygulamalar yapamazsınız. Yaparsanız bununla yarattığınız reklam klikleri geçersiz sayılacaktır. Google Adsense kurallarını sürekli biçimden ihlal ettiğiniz takdirde ise program dışı bırakılırsınız.
Metin başından beri zaten çok açık. Bu yüzden de “ben resmi şuraya koysam olur mu”, “şimdi resimli sayfalarda google reklamları yayınlamayacak mıyız yani” gibi cevabı çok belli sorular sormaya gerek yok. Ziyaretçiyi yanıltarak tıklama sağlayacak hiçbir uygulama yapmamanız gerekirdi, yapmamaya devam edeceksiniz.
Web tasarımı yaparken dikkat etmeniz gereken birkaç özel nokta var. Bunlardan bir tanesi, yeni bir web sitesi yaparken ya da varolan bir web sitesini yenilerken “sitemiz yapım aşamasındadır” gibi bir ibare KOYMAYIN. Çünkü herhangi bir gün, Google başta olmak üzere arama motorlarının sitenizi o sırada ziyaret etme olasılığı %5-%25 arasıdır. Bu ziyaret sırasında yapım aşamasında olarak endekslenirseniz arama motorunun sizi bir daha ziyaret etme sıklığı düşebilir. Varolan bir web sitesini yenilerken ise sık yapılan hatalardan biri web tasarımı yapan kişinin ve yaptıran kişinin gaza gelmesiyle siteyi topyekün ortadan kaldırıp sitemizi yeniliyoruz ibaresini koymaktır. Halihazırda ziyaretçilerinizin, müşterilerinizin gelip bilgi aldıkları bir ortamı yok ediyorsunuz. Geçen fuarda dağıttığınız broşür ve katalogların potansiyel müşterilerinizin masasında dururken aniden tam satın alma anında ortadan kaybolduklarını düşünün. Bunu herhalde istemezsiniz.
Web tasarımı yaparken aklınızdan çıkarmamanız gereken bir başka konu ise tasarımın sonradan genişlemeye imkan tanır halde olmasıdır. Eğer çok stabil ve genişlemeye uygun olmayan bir web tasarımı yaparsanız sonradan ekleyeceğiniz bölümler için ya siteyi yeni baştan tasarlamak zorunda kalırsınız ya da yeni eklentileriniz iğreti durur.
Web standartlarını gözardı etmeyin. Web tasarımı yaparken web standartlarına uygun kodlama yapmanız çok önemli. Web standartlarına uygun web tasarımı sadece görme özürlülerin ekran okuyucu kullanırken sitenizi erişilebilir kılmaktan ibaret değildir. Web standartları, kullanılabilirlik açısından büyük önem taşır. Bu konuda dünya çapında standartlara uyum sağlamaya çalışırken bir yandan da yeni tasarımı en sık kullanacak olan müşterilerinize danışın. Onlara bilgiye daha kolay ulaşabilmek için nasıl bir web tasarımına ihtiyaçları olduğunu mutlaka sormalısınız.
Web tasarımınıza asla ama asla flash intro ile başlamayın. bu konuyu daha önceki yazılarımdan birinde ele almıştım.
Bugünlük son olarak bu konuda şunun altını çizmek istiyorum. Web tasarımı bir bilgisayar mühendisinin işi değildir. Web tasarımı bir grafikerin de işi değildir. Web tasarımı, bu konuda özel olarak eğitim almış ve birkaç disipline dair bilgiyi zihinlerinde barındıran kişilerin işidir.
Birçok kişi ve kurum arama motorlarında yeteri kadar görünemediklerinden şikayetçi. Bu şikayetleri ortadan kaldırmanın birçok yolu var. Bunlardan bazılarını önceki yazılarımda belirtmiştim: Sürekli Güncelleme İle Hayatta Kalmak, Makul Maliyetlerle Sürekli Güncelleme bunlardan bazılarıydı.
Bir de yapmamak gereken şeyler var, bunlara da değinmek lazım.
Örneğin, döviz kurları bilgisine ihtiyaç duymayan bir kurumun web sitesinde zenginlik olsun, görsel içerik artsın diye döviz kurları yayınlamak. Bir başka örnek, tekstil endüstrisinde çalışan bir kurumun web sitesinde otomotiv dünyasındaki son yeniliklerden haberler olması.
Bunların arama motorlarında görünüp görünmemekle şu alakası var: Arama motorlarında düzgün bir yer sahibi olabilmeniz için web sitenizin konuları mümkün olabildiğince tutarlı olmalı. Olabilecek en basit haliyle anlatmak gerekirse şöyle diyebiliriz, Tüm meyve ve sebzelerin yeraldığı bir web sitesi arama motorlarında “meyve” ya da “sebze” arandığında iyi sonuç verebilir ancak “domates” arandığı zaman sadece domates konulu bir web sitesine oranla arama motorlarında daha alt seviyelerde kalır.
Dolayısıyla web sitenizde içinde bulunduğunuz sektöre dair yayınlar yapmalısınız. Eğer inşaat sektöründe iseniz, ki bu tanım bile arama motorlarında ilk otuza girmek için yeterli darlıkta değil, romantik gezi mekanlarına dair bilgiler yayınlamamalısınız.
Web sitenizde elinizden geldiğince tutarlı olun. Plastik ambalaj sektöründe iseniz gofret endüstrisine dair şeyler yayınlamayın. Çok ünlü bir gofret markasına ambalaj yaptıysanız bunu o markanın ambalaj bilgileriyle sınırlı tutun.
Meşhur markaların web sitelerinden karşıt argümanlar üretebilirsiniz ancak markanız internet kullanıcılarının adres barına web sitenizin adresini doğru tahmin ederek yazabilecekleri kadar meşhur değilse bu argümanları aklınızdan silmelisiniz.
Ayrıca kötü kodlamalar, örneğin menülerin ve başlıkların ilgili “ul, li” ve “h1, h2,…” tagleri yerine “table” ya da çıplak olarak “div” tagleri içinde yeralması da arama motorlarına ait robotların sitenizle halvet olmasını (bkz: halvet olmak) zorlaştıracaktır.
Microsoft anasayfasını yeniledi.
Tahmin ettiğiniz gibi değil, Bill Gates gençlere “DRM’e dikkat edin yoksa başınız yanar” dememiş. “DRM’le uğraşmayın, CD ya da DVD alın onları elektronik formata kendiniz çevirin” demiş.

