Bir süre önce 2010 yılı itibariyla büyük bir değişim sürecine girdiğimizi yazmıştım. Orada yazdıklarım üzerinden duruma bakalım. Fethullah Gülen, Mavi Marmara olayı için “İsrail’den izin alınmalıydı”, “İHH’nın yaptığı otoriteye başkaldırıdır, hoş bir şey değildir” gibi sözler söyledi.
Önceki yazımda Fethullah Gülen’in 1980-2010 arası antitez sürecinin bir aktörü olduğunu yazmıştım. Gülen’in yukarıdaki sözlerinden sonra şunu anlıyoruz; 2010 itibariyla sadece aktörler değil, aktörlerin söylemleri de değişiyor ve değişmeye de devam edecek. Bunu Taraf gazetesinin tavrından da anlayabilirsiniz. Sayın Doğu Ergil’in konuşmalarına ve yazılarına bakarsanız bu da bu konuda iyi bir örnek olabilir.
Bülent Arınç da bu konuda “Hocaefendi her zamanki gibi haklıdır” dedi. Bu cümle önemli. Bundan daha önemli bir cümle var, Kılıçdaroğlu iki gün önce bir televizyon programında üniversitelerdeki türban yasağı hakkında “belki de türban takan arkadaşlar türban takmaktan vazgeçerler” dedi. Uzaktan bakıldığında bu cümle belki de klişe bir “ulusalcı” ya da “CHP laikçisi” türü bir söylem gibi görünebilir. Ancak bunu Gülen’in söylem değişikliğiyle birarada düşünürseniz, durum belki de gerçekten Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi gelişebilir.
Bu son argümanımın her on kişiden dokuzuna deli saçması gibi görüneceğinden eminim. Ancak son üç ayın olaylarına bakın ve şunu düşünün: Ben üç ay önce burada yazsaydım, deseydim ki Deniz Baykal CHP başkanlığından istifa edecek, yerine de oybirliği ile, ezici bir çoğunluk oy ile Kemal Kılıçdaroğlu CHP başkanı olacak. O zaman on kişiden dokuzu değil, on kişinin onu da bu söylediklerime deli saçması gözüyle bakardı. Ama bunların hepsi aklımızın almayacağı biçimlerde gerçeğe dönüştü.
Şimdi şöyle bir tahminde bulunacağım, yakın gelecekte Gülen, türban hakkında bazı mesajlar verebilir. Bu mesajların içeriği de, “arkadaşlar türbanın işlevi sona erdi, buna aslında mecbur değilsiniz” anlamına gelecek bir içerik olabilir.
Burada Kılıçdaroğlu ile Gülen arasında bir bağ kurmuyorum. Aralarında bir haberleşme olduğu izleniminde değilim. Tıpkı bundan önceki yazımda olduğu gibi, sosyolojik olarak bakıyorum ve olaylar arasında organik bir neden sonuç ilişkisi ya da organik bir bağlantı aramıyorum. Nasıl ki bundan 200.000 yıl kadar önce insanoğlunun gırtlak yapısı aniden bir değişikliğe uğramış ve konuşmaya uygun bir hale gelmişse, burada da benzer bir yapı, benzer sebepler aramak lazım. Bulamasak bile bu doğrultuda düşünülmeli. Dikkat edin, “neden” değil “sebep” diyorum (cause değil, reason).
Bu arada bütün bunlar olurken, kendisinden vazgeçilmiş bir aktör, bir kurum olarak AKP’nin nasıl bir telaş ve kaygı içinde davrandığından bahsetmeye bilmiyorum gerek var mı? Mavi Marmara olayı konusunda bir şey yazmamış olmamın nedenini beni yakından tanıyanlar bilirler: Ben ortada çoook çok büyük bir ayıp varsa bundan bahsetmemeyi tercih ederim. Gerek AKP, gerekse İHH açısından bakarak söylüyorum, yapılan şey hem hukuksuz, hem günah, hem de toplumsal açıdan büyük ayıptır. Detayına girmeyeceğim ancak şunu söyleyeyim, bundan sadece 1 ay kadar önce İsrail AKP hükümetinin desteği ile OECD ülkeleri arasına katıldı.
İddialar şu yönde ve ben bu iddalara açıklama bekliyorum. Ancak biliyorum ki gelmeyecek. Mavi Marmara gemisi İDO’dan 2.5 milyon TL’ye satın alınıyor, apar topar Komor adalarına kaydı yaptırılıyor. Sonra da gemiye bayrak takılmıyor. Yani İsrail’in gemiye yapacağı her türlü müdahale hukuki hale getiriliyor. İsrail’in gemiye uluslararası hukuğa uygun biçimde “saldırabilmesinin” önü açılıyor. Gemidekilerin pasaportu var mı yok mu daha onu bile bilmiyoruz. Gemiye çoluk çocuk, kadın vs. dolduruluyor. İsrail askerleri gemiye müdahale edeceği zaman askerlere demir çubuklarla, her askere 20-30 kişi denk gelecek biçimde saldırılıyor. Akabinde gemiye inip durumu gören son askerler etrafa ateş açıyorlar. Buna rağmen sadece 9 kişi ölüyor. Daha devam etmek istemiyorum. Mavi Marmara olayının hem İsrail’deki, hem Türkiye’deki, hem de İran’daki hükümetlerin bu tür bir olaya çok acil ihtiyaç duymaları nedeniye oluştuğu yönünde şüpheler çok yoğun.
Son olarak, Recep Tayyip Erdoğan neden uluslararası politikayı Türkiye’nin dört bir yanında mitinglerle anlatmaya çalışıyor? Neden “Türk Arapsız yapamaz” gibi tuhaf laflar söylüyor? Bunların amacı, Türkiye’de haberleri takip eden kitlenin sinirleriyle oynamak. Bir diğer yandan kemikleşmiş siyasi islam taraftarı kitlenin “görünebilir” desteğini ortaya çıkarmak.
Araştırma sonuçları belli. Mavi Marmara yeterli olmadı. An itibariyle CHP ülke çapında bir iki puan farkla AKP’nin önünde.
Anayasa değişiklik paketinden de bahsetmek isterdim, ancak zamanım maalesef kısıtlı. Şimdilik bu paketin referandumda kabul görmeyeceğini söylemek sanırım yeterli olacak. Ayrıca erken seçim kokusu alıyorum ama emin değilim.
Daha da sık yazmaya çalışacağım.
Benzer yazılar:
- Türban serbest bırakılmalı
- Demokrasilerde iktidar meclisin midir yoksa partilerin mi?
- Örtünme Çıkmazı
- Hürriyet gazetesi kandırıkçılıkta lider

Son yorumlar